"Demek..."
Başını salladı.
"Evet. Hamile kalması bizim için mucizeydi."
Mektup devam ediyordu.
"Eğer doğum sırasında bana bir şey olursa sakın Emre'yi suçlama. O bana hayatım boyunca kimsenin vermediği değeri verdi."
Tam o anda ameliyathanenin kapısı açıldı.
Doktor hızla bize doğru yürüdü.
İkimiz de nefesimizi tuttuk.
"Anne yaşıyor." dedi.
O an dizlerimin bağı çözüldü.
"Peki bebekler?"
Doktor yorgun ama umutlu bir tebessüm etti.
"İkisi de küvezde. Erken doğdukları için biraz zamana ihtiyaçları var ama durumları umut verici."
Emre olduğu yere çöktü.
Yıllardır içinde tuttuğu bütün korku gözyaşlarına dönüştü.
Saatler sonra yoğun bakımda Merve'yi kısa süreliğine görebildik.
Bizi görünce güçlükle gülümsedi.
Elini uzattı.
Önce Emre'nin elini tuttu.
Sonra benimkini.
Kısık sesiyle konuştu.
"Mektubu okudun mu?"
Başımı sallayarak ağladım.
"Beni affet."
Neden özür dilediğini anlamadım.
"Niye?"
"Çünkü senin üzülmenden korktum. İnsanlar Emre'nin bana acıdığı için evlendiğini söyleyecek diye hep endişelendim. Gerçeği yalnızca biz bilelim istemiştim."
Elini sıktım.
"Artık biliyorum."
Gülümsedi.
"Sevgi, insanın eksik yanını tamamlamak değildir. Sevgi, onu eksik görmemektir."
O cümle hastane odasında derin bir sessizlik bıraktı.
Aylar sonra ikizler sağlıkla eve geldi.
Onlara Deniz ve Duru isimleri verildi.
Merve zamanla eski gücüne kavuştu.