takip edilmişti.

Nasıl olur da sekizinci bir bebek kimsenin dikkatini çekmezdi?

Emin misiniz?” diye sordum.

Doktor yanıt vermeden tekrar kontrol yaptı.

Sonra başını salladı.

“Evet. Kalp atışı duyuyorum.”

O an gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı.

Ama bunlar mutluluk gözyaşları değildi.

Korkudan ağlıyordum.

Çünkü yedi bebeği dünyaya getirmek bile başlı başına büyük bir riskti.

Sekizinci bebeğin durumunu kimse bilmiyordu.

“Bebeğim iyi mi?”

Doktor birkaç saniye sustu.

“Bunu doğmadan söylemem zor.”

İşte o cümle beni paramparça etti.

Az önce bütün çocuklarımın sağ salim doğduğunu düşünürken şimdi içeride, aylardır kimsenin fark etmediği bir bebeğin yaşam mücadelesi verdiğini öğrenmiştim.

Ekip hızla hazırlık yaptı.

Ben ise gözlerimi tavana dikmiş, içimden sürekli aynı şeyi söylüyordum.

Lütfen yaşasın.

Lütfen yaşasın.

Lütfen yaşasın.

Dakikalar bana saatler gibi geldi.

Sonra doktorlardan biri:

“Hazır olun.”

dedi.

Doğumhanede yeniden büyük bir hareketlilik başladı.

Ben artık ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum.

Vücudum tükenmişti.

Kollarım titriyordu.

Göz kapaklarımı açık tutmakta zorlanıyordum.

Fakat içimde kalan son gücü de o bebeğe vermeye hazırdım.

Bir süre sonra odada yeni bir ses duyuldu.

Ama diğerleri gibi güçlü değildi.

Çok inceydi.

Neredeyse bir fısıltı gibiydi.

Bir bebek ağlıyordu.

“Doğdu!”

Bir hemşirenin sesi yükseldi.

Başımı çevirmeye çalıştım.

“Yaşıyor mu?”

Kimse hemen cevap vermedi.

Bebeği hızla başka bir masaya götürdüler.

Doktorlar çevresine toplandı.

Ben uzaktan yalnızca minicik ayaklarını görebiliyordum.

“Bebeğim yaşıyor mu?” diye tekrar bağırdım.

Sonunda çocuk doktorlarından biri bana dönüp:

“Kalbi atıyor.”

dedi.

O üç kelimeyi hayatım boyunca unutmadım.

Kalbi atıyor.

Ama durumunun ağır olduğunu da yüzlerinden anlayabiliyordum.

Sekizinci bebeğim diğerlerinden çok daha küçüktü.

Ultrasonlarda fark edilmemesinin nedeni de buydu.

Doktorların daha sonra anlattığına göre bebeğin konumu olağan dışıydı. Diğer bebeklerin arkasında kalmış, görüntülerde sürekli başka bir bebeğin gölgesine denk gelmişti.

Üstelik gelişimi diğerlerine göre oldukça gerideydi.

Bu yüzden aylar boyunca onu ayrı bir bebek olarak fark etmek son derece zor olmuştu.

Ama o küçücük bedeniyle içeride tutunmaya devam etmişti.

Benim haberim bile olmadan yaşam mücadelesi vermişti.

Doğumdan birkaç dakika sonra sekiz bebeğim de yenidoğan yoğun bakım ünitesine götürüldü.

Ben ise ameliyathaneden çıkarıldığımda tek bir şey sordum:

“Sekizinci bebeğim?”

Doktor yüzüme baktı.

“Şu an mücadele ediyor.”

Bu söz beni hem umutlandırdı hem de korkuttu.

İlk kez çocuklarımı ertesi gün görebildim.

Tekerlekli sandalyeyle yoğun bakım ünitesine götürüldüğümde karşımdaki görüntü karşısında nefesim kesildi.

Yan yana sekiz küçük kuvöz vardı.

Sekiz minik beden.

Sekiz farklı monitör.

Sekiz ayrı kalp atışı.

Birinci bebeğim.

İkinci.

Üçüncü.

Dördüncü.

Beşinci.

Altıncı.

Yedinci.

Ve en sondaki kuvözde…

Sekizinci bebeğim.

Diğerlerinden çok daha küçüktü.

Minicik elleri vardı.

Göğsü nefes aldıkça hafifçe hareket ediyordu.

Kuvözün yanında duran hemşire bana:

“İsterseniz elinizi içeri uzatabilirsiniz.”

dedi.

Titreyen parmağımı küçük açıklıktan içeri soktum.

Bebeğimin avucu o kadar küçüktü ki parmağımın ucunu bile tam olarak kavrayamıyordu.

Ama bir anda küçücük parmaklarını kapattı.

Parmağımı tuttu.

O an ağlamaya başladım.

“Ben buradayım,” dedim.

“Sen de burada kal.”

Ona Defne adını verdim.

Diğer çocuklarımızın isimlerini eşimle aylar önce belirlemiştik.

Ama sekizinci bebeğimiz için hazırlanmış bir isim yoktu.

Çünkü onun varlığından bile haberimiz yoktu.

Defne ismini seçmemin nedeni ise basitti.

Bana dayanıklılığı hatırlatıyordu.

Çünkü o küçücük bebek, daha doğmadan önce bile hayatta kalmak için mücadele etmişti.

İlk hafta çok zordu.

Bazı geceler doktorlar odama gelip durumunun kritik olduğunu söylüyordu.

Bazen solunumu kötüleşiyordu.

Bazen kalp atışları düzensizleşiyordu.

Ben ise hastane odasında uyuyamıyordum.

Her telefon çaldığında kalbim duracak gibi oluyordu.

Bir gece saat üç civarında kapım açıldı.

Doktor içeri girdi.

Yüzünü gördüğümde kötü bir haber vereceğini sandım.

Bunlar da İlginizi Çekebilir