Odada yeniden o derin sessizlik sağlandı. Sadece monitörün ritmik sesi ve bebeğimin hafif nefes alışverişleri duyuluyordu. Oğlum kucağımda usulca kıpırdandı ve o minicik parmaklarıyla hastane önlüğümün kenarını sıkıca kavradı. Sanki beni korumak ister gibiydi.
Kemal Bey ağır adımlarla yatağımın kenarına geldi ve usulca oturdu. Bu kez gözlerinde o karanlık yaşlar değil, aydınlık bir umut ışığı parlıyordu. Yüzündeki sert çizgiler yumuşamıştı.
"Yıllar önce bir oğul kaybettim," dedi titreyen ama son derece güçlü bir sesle. Elini nazikçe uzatıp bebeğimin pamuk gibi saçlarını okşadı. "Oğlumu o karanlığa kurban verdim. Ama bugün... Bugün bir torun ve dürüst, güçlü bir kız çocuğu kazandım." Gözlerimin içine derinden bakarak gülümsedi. "Eğer bana izin verirsen kızım... hayatınız boyunca ikinizi de kimseye muhtaç etmeyeceğim. O adamın açtığı bütün yaraları birlikte saracağız. Artık yalnız değilsiniz."
Kucağımdaki sıcaklığa, oğlumun masum yüzüne baktım. Aylardır süren o karanlık ve korku dolu tünelin sonunda nihayet güneşi görebiliyordum. Derin bir nefes aldım ve başımı sallayarak gülümsedim.
Artık gerçekten nefes alabiliyordum.