Elif salondan duyuyordu. Ellerini sıktı. İçinde büyüyen korkuya rağmen bir anda zihni netleşti. Bu para temiz değildi. O adamların tavrı her şeyi anlatıyordu.
Murat kapıyı kapatmaya çalıştı ama adamlardan biri ayağını araya soktu.
— O koltuğun içinde bize ait bir şey var. Sadece onu alıp gideceğiz.
Elif hızla telefonunu aldı ve 112’yi aradı. Fısıltıyla adresi verdi. Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi.
Kapının önünde itişme başladı. Murat geri çekildi. Adamlar içeri adım atmaya çalışıyordu.
Tam o sırada apartman koridorundan siren sesi duyuldu. Pencereden mavi kırmızı ışıklar yansıdı. Adamların yüzü bir anda değişti.
— Polisi mi çağırdınız? — diye tısladı biri.
Aşağıdan polislerin ayak sesleri duyulmaya başladı. Adamlar hızla merdivenlere yöneldi ama çok geçti. Kısa bir kovalamacanın ardından yakalandılar.
Polisler eve geldiğinde Murat her şeyi anlattı. Paketi teslim etti. Yapılan incelemede paranın büyük bir dolandırıcılık şebekesine ait olduğu ortaya çıktı. Kanepe, parayı taşımak için kullanılmıştı; bir teslimat sırasında panikleyip çöpe bırakmışlardı.
Günler sonra ifadeleri alındı, teşekkür edildi. Elif ve Murat o paraya dokunmadıkları için içleri rahattı. Polis memuru giderken şöyle dedi:
— Bazen insanın karşısına büyük bir şans gibi görünen şey, aslında büyük bir tuzaktır.
O akşam salonda yarısı sökülmüş kanepeye baktılar. İkisi de derin bir nefes aldı.
Elif hafifçe gülümsedi.
— Demek ki her çöpe atılan şey alınmazmış.
Murat başını salladı.
— Ucuz diye her fırsat, fırsat değildir.
Kanepe ertesi gün gerçekten çöpe gitti. Ama o gece öğrendikleri ders kaldı: Kolay gelen şey bazen en pahalı bedeli ödetir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir