O an Melis'in boğazından yürek yakan bir hıçkırık koptu. Konuşamıyordu ama gözlerinden sicim gibi akan yaşlar, boynuma sürtmeye çalıştığı çaresiz yüzü ve bana minnetle, devasa bir pişmanlıkla bakan o gözleri her şeyi anlatıyordu. Kendi öz annesinin iğrendiği o bedene, evden kovduğu kaynanası şefkatle sarılmıştı.

Aylar ayları kovaladı. O yatakta geçen her gün, ikimizin de kalbindeki tüm yaraları temizledi. Melis'e bir bebek gibi baktım, dualarımla, şefkatimle onu besledim. Benim sevgiyle uzattığım o el, onun karanlık dünyasına sızan tek umut ışığı oldu. Zamanla o kaskatı kesilen parmakları hafifçe kıpırdamaya, yüzündeki o umutsuzluk silinip yerine huzur gelmeye başladı. O gece o sofrada kırılan gururum, bir insanın hayatını kendi ellerimle yeniden onarmanın verdiği o büyük huzurla iyileşti. Çünkü hayatta en kalıcı kokunun pahalı parfümler değil, insanın kalbinde taşıdığı vicdan ve merhamet olduğunu ikimiz de çok acı ama çok güzel bir yolla öğrenmiştik.

Bunlar da İlginizi Çekebilir