Çünkü adresini bilmiyordu.
Yusuf ilk mektubu açtı.
Annem şöyle yazmıştı:
“Canım oğlum, bugün yine gelmedin. Sana kızgın değilim. Belki hâlâ hazır değilsindir. Ben sen hazır olana kadar aynı yerde olacağım.”
Yusuf mektubu okuyamadı.
Sandalye çekip oturdu ve çocuk gibi ağlamaya başladı.
Saatler boyunca kutudaki mektupları okuduk.
Annem Yusuf’un doğum günlerini hiç unutmamıştı.
Her yıl kaç yaşına bastığını hesaplamıştı.
“Bugün 40 oldun.”
“Bugün 50 yaşındasın.”
“Bugün saçların beyazlamaya başlamıştır belki.”
Son mektup yalnızca üç ay önce yazılmıştı.
Yusuf titreyen elleriyle açtı.
“Sevgili oğlum, artık çok yaşlandım. Bir pazar geldiğinde beni göremezsen, sakın seni beklemekten vazgeçtiğimi düşünme. Belki ben gidemem ama sana verdiğim söz orada kalır. Eğer bir gün gelirsen, kardeşini bul. Çünkü senin kaybettiğin yılları geri veremem ama yalnız olmadığını bilmeni sağlayabilirim.”
Yusuf uzun süre konuşmadı.
Sonra bana baktı.
“Kardeşim…”
Bu kelimeyi ilk kez söylüyordu.
Garipti.
Ama yabancı gelmedi.
Sonraki pazar tekrar istasyona gittik.
Bu kez yanımda Yusuf vardı.
Annemin her zaman oturduğu banka küçük bir metal plaka yaptırmıştım.
Üzerinde yalnızca bir cümle yazıyordu:
“Bazı insanlar gelmese bile verilen sözler burada beklemeye devam eder.”
Saat 10.15 olduğunda tren geldi.
Yusuf ayağa kalktı.
Bir an raylara, sonra bana baktı.
“Annem beni göremedi.”
“Hayır,” dedim. “Ama seni eve getirdi.”
Yusuf gözlerini kapatıp başını salladı.
Sonra ilk kez gülümsedi.
O gün istasyondan birlikte ayrıldık.
Otuz yıl boyunca annem her pazar oraya yalnız gelmişti.
Ama onun son yolculuğundan sonra, o perondan ilk kez iki kardeş yan yana yürüyerek çıktık.
Ve sonunda şunu anladım:
Annem otuz yıl boyunca yalnızca oğlunu beklememişti.
Bir gün gerçeğin bütün yalanlardan daha uzun yaşayacağına inanmıştı.
Çünkü bazı kavuşmalar zamanında gerçekleşmez.
Ama gerçek sevgi, insanları geç de olsa birbirlerinin yoluna yeniden çıkarır.
Annem o trenden inecek kişiyi göremedi.
Ama bıraktığı bir bilet, bir kutu dolusu mektup ve tutulmuş bir söz sayesinde, ölümünden sonra bile ailesini yeniden bir araya getirmeyi başardı.
Ve o günden sonra ne zaman bir tren sesi duysam, annemin otuz yıl boyunca neden aynı bankta oturduğunu hatırlıyorum.
O aslında bir insanı değil, umudun eve dönüşünü bekliyordu.