Ve tam o anda Cansu çöktü.
— Kerem bana Elif’in tamamen bittiğini söyledi! diye bağırdı. Hesaplardan hiçbir zaman anlamayacağını, şirkete geri dönemeyeceğini, artık önemsiz biri olduğunu söyledi!
Kerem öfkeyle ona döndü.
— Sus artık!
Ama artık iş işten geçmişti.
O gece düğün iptal edildi.
Pazartesi günü Kerem, soruşturma süresince genel müdürlük görevinden uzaklaştırıldı. Cuma günü ise çalınan belgeler, sahte onaylar ve banka hareketleri savcılığın eline ulaşmıştı.
Kerem benimle anlaşmaya çalıştı.
Önce para teklif etti.
Sonra benimle görüşmek istedi.
Ardından kızımızın velayeti için savaşacağını söyledi.
Ama hâkim; onun kamuoyuna söylediği yalanları, yaptığı dolandırıcılığı ve öz kızının hakkı olan mal varlığını bile saklamaya çalıştığını gördü. Sonuç olarak sadece gözetimli görüş hakkı alabildi.
Altı ay sonra, Kerem’in “asla sende kalmaz” dediği boğaz manzaralı dairenin balkonunda duruyordum.
Kızım kollarımda huzurla uyuyordu. Sıcacık, sakin ve güvendeydi.
Arslan Holding’in yönetimi değişmişti. Para yeniden vakfa aktarılmıştı. Cansu’nun pırlantaları açık artırmada satılmış, geliri hukuk mücadelesi veren kadınlara bağışlanmıştı. Kerem ise Maslak’ta küçük bir kiralık dairede yaşıyor, mahkeme gününü bekliyor ve artık hiçbir kapıyı açmayan soyadına tutunmaya çalışıyordu.
Telefonum titredi.
Mesaj ondan gelmişti.
“Beni mahvetmeye değer miydi?”
Kızımın yüzüne baktım ve hiçbir nefret hissetmedim.
Sadece huzur.
Ona kısa bir cevap yazdım:
“Kendini sen mahvettin. Ben sadece kanıtları sakladım.”