Annesini uzun bir hastalıktan sonra kaybetmiş, yanında kaldığı akrabasıyla anlaşamayınca evden ayrılmıştı. Birkaç hafta gündelik işlerde çalışmış ama son işinden parasını alamayınca sokakta kalmıştı.
“Üç gündür düzgün yemek yememiştim. İnsanların yüzüne bakmaya utanıyordum.”
Ceketi mahalledeki yardım dükkânından almıştı. Kırmızı yelkenlinin hayatını değiştireceğini bilmiyordu.
“Yanıma oturduğunuzda korktum. Sonra oğlunuzu anlattınız. İlk kez birinin beni kovmak ya da küçümsemek istemediğini anladım.”
Verdiğim 10 lirayla yemek almış, kalan parasıyla ertesi sabah bir fırına gitmişti. İş isteyince önce reddedilmiş, kapının önünü temizlemeyi teklif etmişti. Üç günlük denemenin ardından işe alınmıştı.
Fırında çalışırken açık öğretim derslerine hazırlanmış, ustasının yardımıyla küçük bir oda kiralamıştı. Yıllar sonra kendi dükkânını açmış ama iflas etmişti. Borçlarını ödemek için yeniden çalışmaya başlamış, ardından bir arkadaşıyla unlu mamul üretim işletmesi kurmuştu.
Zamanla işleri büyümüş, farklı şehirlere ürün gönderen bir şirketin sahibi olmuştu.
“Evliyim,” dedi gülümseyerek. “İki çocuğum var. Büyük oğlum on dört yaşında.”
Bir an sustu.
“Adı Alaz.”
Elimi ağzıma götürdüm.
“Ne?”
“Eşim neden bu isimde ısrar ettiğimi sorduğunda sizin hikâyenizi anlattım. O da kabul etti.”
Gözyaşlarımı tutamadım. Yıllardır yalnızca fotoğraflarda ve anılarımda yaşayan oğlumun adı, başka bir çocuğun hayatında da yaşıyordu.
Baran çantasından katlanmış bir kâğıt çıkardı. Yıpranmış otobüs tarifesinin kenarında solmuş mürekkeple adım yazılıydı.
“Bunu hiç atmadım. İlk maaşımdan sonra sizi aramaya başladım.”
Eski mahalleye döndüğünde taşınmıştım. İş yerimde de yeni adresimi bilen yoktu. Yıllarca ara sıra mahalleye uğramış, yardım dükkânındakilere beni sormuştu.
“Geçen yıl eski patronunuzun tanıdığına ulaştım. Alaz'ın adını hatırlıyordu. Eski bir taziye ilanından soyadınızı öğrendim. Ama evlenince soyadınız değişmişti. Sonunda kızınızın sosyal medyada paylaştığı aile fotoğrafını gördüm.”
Kızım şaşkınlıkla doğruldu.
“Bana mesaj gönderen siz miydiniz? Sahte hesap sanıp cevap vermemiştim!”
Baran gülümsedi.
“Sonra ortak tanıdıklar sayesinde babanıza ulaştım.”
Eşime döndüm. Gözleri dolmuştu.
“Bana Alaz'la ilgili önemli bir şey getireceğini söyledi,” dedi. “Ama ayrıntılarını anlatmadı. Seni önceden üzmek istemedim.”
Baran kutuya işaret etti.
“Şimdi açmanızı istiyorum.”
Kapağın altında dosyalar, küçük bir ahşap kutu ve çerçevelenmiş fotoğraf vardı.
Fotoğrafta gençler büyük bir binanın önünde duruyordu. Girişte şu yazı bulunuyordu:
ALAZ YAŞAM VE MESLEK ATÖLYESİ
“Nedir bu?”
“Beş yıl önce sokakta yaşayan gençlere meslek öğretmek için bir program başlattım. Önce sekiz kişiydik. Şimdi üç atölyemiz var. Fırıncılık, aşçılık ve işletmecilik öğretiyoruz. Barınma, psikolojik destek ve iş bulma konularında da yardımcı oluyoruz.”