Bundan sonra, yaşamıyordum. Sürükleniyordum. Yangın evimizi, birikimlerimizi, fotoğraflarımızı ve kıyafetlerimizi aldı. Ben hariç her şey.
Yerel bir gönüllü hizmet, bana topluluk yurt tarzı bir sığınakta oda bulmama yardımcı oldu. Ortak mutfak, her katta iki banyo, ama güvenli, temiz ve sıcaktı. Minnettardım. Özellikle de hayatta kalan tek akrabam, annemin kız kardeşi (teyzem), beni yanına almayı reddettiği için.
“Yerim yok ve okuma köşemi bir genç için bırakacak değilim,” dedi.
Ancak yaptığı şey, aldığım sigorta tazminatının yarısını almak oldu. Tartışmadım çünkü zaten benim için en değerli şeyi kaybetmiştim – ailemi.
Gündüzleri üniversiteye girmek ve iş bulmak için ders çalışıyordum. Geceleri, herkes ortak salonda televizyon izlerken, mutfağı ele geçiriyordum. Yerel huzurevi ve şehir merkezindeki evsizler barınağı için turtalar pişiriyordum. Elmalı. Şeftalili. Çilekli raventli, eğer param yetiyorsa. Bazen bir akşamda 10 tane. Bir keresinde 20 tane. Un, meyve ve tereyağı için para biriktiriyordum. Aylık yardımımdan karşılayabildiğim her şeyi alıyordum.
Onları isimsiz olarak, hemşirelere veya gönüllülere teslim ediyordum. Onları yiyen insanlarla hiç tanışmıyordum. Bu çok zordu. Teyzem anlamıyordu. “Para israf ediyorsun. O parayı BANA göndermelisin. Kız kardeşimi kaybettim,” diyordu. Yine de pişirmeye devam ettim. Bana bir amaç veriyordu. 18. yaş günümden iki hafta sonra, resepsiyona üzerinde adımın düzgün el yazısıyla yazıldığı kahverengi bir kutu geldi. Geri dönüş adresi yoktu. İçinde bir cevizli turta vardı. Mükemmel altın rengi, güzel örgülü hamur, hafifçe pudra şekeri serpilmiş. Kokusu bile başımı döndürecek kadar güzeldi. Şaşırdım. Kimin gönderdiğine dair hiçbir fikrim yoktu. Ama kestiğimde, içinde saklı olanı görünce neredeyse bayılacaktım. Bıçağın ucu cevize takılıp durdu. Önce hamurun biraz sert piştiğini sandım. Sonra metalin çıkardığı o tiz, yanlış sesi duydum. Elim titredi. Dilimi yutmuş gibiydim.
Bıçağı geri çektim. Hamurun içinden, cevizlerin arasına gömülmüş küçük, koyu renkli bir kese çıktı. Kalbim göğsümden fırlayacak sandım. Bir an, aklıma saçma bir düşünce geldi: Ya bu bir şakaysa? Ya da tehlikeliyse? Ama hayır. Kese eskiydi. Deriden yapılmış gibiydi. Ağırlığı da garipti—bir turta için fazla. Parmaklarım titreyerek keseyi çıkardım. Ceviz yağı ve tereyağına bulanmıştı. Açtığımda, içinden katlanmış bir kağıt ve bir anahtar düştü. Anahtar küçüktü, pirinçten, eskimiş. Kağıt ise sararmıştı.
Kağıdı açtım...
Haberin devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsiniz.
Devamı diğer sayfadadır.