Ama kimse kapıyı yüzüne de kapatmadı.
Çünkü affetmekle unutmanın aynı şey olmadığını çocuklarım benden önce öğrenmişti.
Aylin birkaç hafta sonra küçük bir eve taşındı ve bir iş buldu.
Kızlarla ilişkisini yeniden kurmaya çalıştı.
Bazen görüşüyorlardı.
Bazen istemiyorlardı.
Ben hiçbirine baskı yapmadım.
Aradan yıllar geçti.
İrem üniversiteyi kazandığı gün evde küçük bir kutlama yaptık.
Beş kızım masanın etrafında gülüyor, birbirleriyle şakalaşıyordu.
Bir ara Defne yanıma gelip başını omzuma koydu.
“Baba,” dedi, “biz fakir miydik?”
Gülümsedim.
“Bir süre paramız azdı.”
Başını kaldırdı.
“Hayır, onu demiyorum. Gerçekten fakir miydik?”
Masadaki kızlarıma baktım.
Sonra Defne'ye döndüm.
“Hayır,” dedim. “Hiç olmadık.”
Çünkü yıllarca zenginliğin büyük evlerde, pahalı arabalarda ve banka hesaplarında olduğunu düşünmüştük.
Oysa benim en büyük servetim, yıllar önce kapının önünde ağlayarak birbirine sarılan beş küçük kız çocuğuydu.
Ve hayat sonunda bana şunu öğretmişti:
Bazı insanlar daha fazlasını ararken sahip oldukları her şeyi kaybeder.
Bazılarıysa elinde çok az şey varken bile, yanında kalan insanlarla dünyanın en zengin insanına dönüşür.