Karım beni beş kızımızla birlikte terk ettiği gün, kapının önünde durup söylediği son cümleyi hayatım boyunca unutamadım.
“Ben artık bu yoksulluğu çekemem, Cemal. Kızlara sen bak. Ben de biraz kendi hayatımı yaşayacağım.”
Ardından bavulunu arabaya koydu ve arkasına bile bakmadan gitti.
En büyük kızımız İrem on iki, en küçüğümüz Defne ise henüz üç yaşındaydı.
Defne annesinin peşinden koşarak ağlamıştı.
“Anne, ben de geleyim!”
Karımın arabası sokağın köşesinde kaybolurken kızım hâlâ çıplak ayaklarıyla yolun ortasında duruyordu.
O gün dizlerimin üzerine çöküp beş kızımı kollarımın arasına aldım.
Ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
Çünkü ben de en az onlar kadar korkuyordum.
Bir mobilya atölyesinde ustaydım. Kazandığım para kiraya, faturalara ve mutfak masraflarına ancak yetiyordu.
Karım Aylin ise yıllardır hayatımızdan şikâyet ediyordu.
Daha büyük ev istiyordu.
Daha pahalı kıyafetler istiyordu.
Tatil istiyordu.
Ben elimden geleni yaptığımı söylüyordum ama ona göre hiçbir zaman yeterli değildi.
Bizi terk ettikten iki ay sonra gerçeği öğrendim.
Aylin, şehrin tanınmış müteahhitlerinden biri olan Vedat Karaca ile birlikteymiş.
Üstelik Vedat'ın benden yaklaşık yirmi yaş büyük olduğunu öğrendiğimde daha da şaşırmıştım.
Altı ay sonra evlendiler.
Düğün fotoğrafları sosyal medyada dolaşıyordu.
Aylin üzerinde pahalı bir gelinlik, boynunda taşlarla kaplı bir kolye ve arkasında devasa bir malikâneyle gülümsüyordu.
Bir fotoğrafın altına da şöyle yazmıştı:
“Bazen insan yanlış hayatı yaşadığını çok geç fark eder.”
O cümleyi görünce telefonu kapattım.
İrem yanıma geldi.
“Baba, annem bizi yanlış hayatı olarak mı görüyor?”
Boğazım düğümlendi.
Kızımın bunu gördüğünü bilmiyordum.
Telefonu elinden aldım.
“Hayır,” dedim. “Bazen insanlar kendi hatalarını başkalarının üzerine yıkar.”
O günden sonra Aylin'in adını evde mümkün olduğunca az konuşmaya başladık.
Hayat kolay değildi.
Sabahları kızların saçlarını örmeyi öğrendim.
İlk gün yaptığım örgüler o kadar kötüydü ki ortanca kızım Ece aynaya bakıp kahkahaya boğulmuştu.
“Baba, beni elektrik çarpmış gibi olmuş!”
Hepimiz gülmüştük.
Uzun zamandır ilk kez evimizin içinde kahkaha duyulmuştu.
Zaman geçti.
Geceleri fazla mesai yaptım.
Hafta sonları komşuların mobilyalarını tamir ettim.
Kimi günler cebimde kendime öğle yemeği alacak para kalmıyordu ama kızlarımın okul ihtiyaçlarını hiçbir zaman eksik bırakmamaya çalıştım.
Aradan dört yıl geçti.
İrem liseye başladı.
Ece ve Selin ortaokula gidiyordu.
Duru dokuz, Defne ise yedi yaşındaydı.
Aylin onları bu süre boyunca yalnızca birkaç kez aramıştı.
Genellikle doğum günlerinde pahalı hediyeler gönderiyordu.
Ama çocuklar bir süre sonra paketleri bile açmamaya başladılar gorsele do'kunun devamı sonraki bölümde...