İçgüdüyle ona doğru döndüm ama Tayfun yine önümdeydi.

“Serap, lütfen.”

“Çekil önümden.”

Bu kez çekildi.

Alin’i kucağıma aldım.

Minicik yüzü göğsüme yaslandı.

Onu kokladım.

Sonra Sevcan’a baktım.

“Devam et.”

Sevcan’ın sesi alçaldı.

“Tayfun benimle çocuk yapmak istedi. Ama ben birkaç başarısız denemeden sonra tedaviye devam etmek istemedim. Sonra bana, kullanılmayan embriyolar olduğunu söyledi.”

“Benim embriyolarımı mı?”

“Bana onların yasal olarak bağışlandığını söyledi.”

Gözlerim Tayfun’a döndü.

“Sen benim çocuklarımı başka bir kadına vermeye mi çalıştın?”

“Ben o zaman kafam çok karışıktı.”

“Kafanın karışık olması suçunu değiştirmiyor.”

Sevcan devam etti.

“Embriyolar bana transfer edilmedi. Son anda klinikte çalışan bir hemşire evraklardaki tutarsızlığı fark etti ve işlem durduruldu.”

“Peki sonra?”

“Sonra Tayfun dosyayı kapattığını söyledi.”

Dosyadaki tarihi yeniden düşündüm.

İki yıl önce.

Peki benim son hamileliğim?

“Bu üçüzlerin bununla ne ilgisi var?”

Sevcan’ın yüzü değişti.

“Tayfun sana son tedavinizde kullanılan embriyoların yeni oluşturulduğunu söyledi, değil mi?”

Başımı yavaşça salladım.

“Evet.”

“Değildi.”

Kalbimin atışı hızlandı.

Sevcan neredeyse fısıldadı.

“Bunlar o saklanan embriyolar.”

Dünyam o anda yeniden yer değiştirdi.

Kucağımdaki Alin’e baktım.

Sonra diğer iki bebeğime.

Onlar benim çocuklarımdı.

Benim ve Tayfun’un.

Ama onların dünyaya gelme hikâyesi, yıllarca gizlenmiş bir ihanete dayanıyordu.

“Bana neden evden gitmemi söyledin?” diye sordum.

Tayfun gözlerini yere indirdi.

Uzun süre cevap vermedi.

Sonunda konuştu.

“Sevcan bugün geleceğini söylemişti.”

“Ne olmuş yani?”

“Belgeleri avukata götürdü.”

Sevcan araya girdi.

“Çünkü o eski sahte izinler hâlâ dosyada duruyor.”

Bir anda her şey yerine oturdu.

Tayfun benim üzülmemden korkmamıştı.

Beni korumaya çalışmıyordu.

Kendini koruyordu.

“Sen çocukları alıp beni evden gönderecektin.”

“Hayır.”

“Yalan söyleme.”

Tayfun sustu.

Sevcan,

“Planı buydu,” dedi. “Senin doğumdan sonra psikolojik olarak iyi olmadığını söyleyecek, geçici velayet almaya çalışacaktı. Sonra da senin belgeleri incelemeni engelleyecekti.”

Bebeğimi daha sıkı tuttum.

O anda içimdeki bütün kırgınlık yerini garip bir sakinliğe bıraktı.

Telefonumu çıkardım.

Tayfun bana baktı.

“Kimi arıyorsun?”

“Polisi.”

Yüzü gerildi.

“Serap, bunu yapma.”

“On bir yıldır bana bir aile kurmaya çalıştığını söyledin.”

Numarayı çevirdim.

“Meğer sen sadece kendi istediğin aileyi kurmaya çalışıyormuşsun.”

O gece Tayfun gözaltına alınmadı ama hakkında soruşturma başlatıldı.

Sahte imza, özel tıbbi belgelerin izinsiz kullanımı ve kliniğe verilen yanlış beyanlar tek tek incelendi.

Bir hafta sonra avukatım boşanma işlemlerini başlattı.

Sevcan da bütün bildiklerini resmi olarak anlattı.

Aylar süren dava boyunca Tayfun defalarca özür diledi.

Bazen çocukları görmek istediğini söyledi.

Bazen her şeyi beni kaybetme korkusuyla yaptığını iddia etti.

Ama sonunda şunu anladım:

Bir insan sizi kaybetmekten korkuyorsa sizi kandırmaz.

Seçim hakkınızı elinizden almaz.

Bedeniniz ve çocuklarınız hakkında sizin yerinize karar vermez.

Bir yıl sonra üçüzlerimin ilk doğum gününü kutladık.

Pastanın önünde Rüzgâr kahkahalar atıyordu.

Kuzey mumlara uzanmaya çalışıyordu.

Alin ise kucağımda saçımı çekiyordu.

Bunlar da İlginizi Çekebilir