Önce annesine ait mavi kahve kupası ortadan kayboldu. Ardından evdeki aile fotoğrafları tek tek kaldırıldı. Koridardaki çerçeveler değiştirildi, annesini hatırlatan eşyalar görünmez olmaya başladı. Sevil Hanım bunların gereksiz ayrıntılar olduğunu söylese de Derya bunun bilinçli yapıldığını hissediyordu.
Bir gün odasına girdiğinde üvey annesini, annesinin diktiği balo elbisesinin bulunduğu dolabı karıştırırken yakaladı. Güya elbiseyi güvelerden koruduğunu söylüyordu. Fakat Derya artık gerçeği anlamaya başlamıştı.
Sevil Hanım yalnızca eşyaları kaldırmıyor, annesinin anısını da evden silmeye çalışıyordu.
Baloya iki hafta kala elbisenin yakasındaki küçük kumaş çiçeklerden biri söküldü. Derya çok üzülse de erkek arkadaşı Emre, onu güvenilir bir terziye götürdü. Elbiseyi inceleyen deneyimli terzi şaşırtıcı bir ayrıntı fark etti.
Yaklaşık bir ay önce orta yaşlı bir kadın, aynı elbisenin fotoğraflarıyla dükkâna gelmiş ve birebir aynısını diktirmek istemişti.
Terzi bu isteği kabul etmediğini söyledi.
Kadının tarifini dinleyen Derya ile Emre, bunun Sevil Hanım olduğunu hemen anladı.
Üstelik terzi elbisenin iç astarını kaldırınca mavi iplikle işlenmiş küçücük bir A harfi ortaya çıktı.
Bu harf, annesi Ayşe Hanım’ın elbiseye attığı gizli imzaydı.
İşte o anda Derya, üvey annesinin nasıl bir plan hazırladığını tamamen anladı.
Mezuniyet balosu gecesi geldiğinde Derya aynanın karşısında annesinin diktiği elbiseyi giydi. İç astardaki küçük mavi harfe dokunarak annesine verdiği sözü hatırladı.
Aşağı indiğinde babası gözyaşlarını tutamadı.
“Kızım… Annene çok benziyorsun.”
Derya ilk kez babasının gerçeği gördüğünü düşündü.
Ancak tam o sırada mutfaktan gelen Sevil Hanım’ın alaycı sözleri bütün duyguları değiştirdi.
Akşam baloya ulaştıklarında arkadaşları elbiseye hayran kaldı. Derya, elbiseyi annesinin diktiğini anlattığında herkes büyük bir saygıyla onu dinledi.
Fakat biraz sonra salona veliler girmeye başladı.
Derya babasını ararken gözleri bir anda Sevil Hanım’a takıldı.
Üzerinde annesinin elbisesinin neredeyse birebir aynısı vardı.
Aynı renk.
Aynı model.
Aynı çiçek işlemeleri.
Sadece içindeki gizli mavi A harfi yoktu.
Salondakiler önce anne-kız olduklarını sandılar.
Sevil Hanım ise gülümseyerek Derya’nın yanına geldi.
“Bak ne güzel oldu, aynı giyinmişiz.”
Derya gözyaşlarını tutamadı.
“Annemin son hediyesini kopyaladın.”
Sevil Hanım ise soğukkanlılıkla eğilerek yalnızca onun duyacağı şekilde konuştu.
“Bu gece özel olacağını sanıyordun. Sana sıradan biri olduğunu göstermek istedim.”
Derya babasına döndü.
“Lütfen bir şey söyle.”
Ancak Mehmet Bey yine sessiz kaldı.
Tam salondan çıkacakken Emre kolundan tuttu.
“Gitme.”
Bu söz, yıllar önce annesinin söylediği cümleyi yeniden hatırlattı.
Derya kaldı.
Çünkü bu kez yalnız değildi.
Emre daha önce durumu okul yönetimiyle paylaşmıştı.
Baloda görevli olan terzi de salondaydı.
Kısa süre sonra mikrofon alındı ve gerçekler herkesin önünde anlatıldı.
Terzi, Sevil Hanım’ın haftalar önce aynı elbisenin birebir kopyasını diktirmek istediğini açıkladı.
Ardından dükkâna gelirken çekilen fotoğraflar büyük ekranda gösterildi.
Fotoğraflarda Derya’nın odası, dolabı ve annesinin elbisesi açıkça görünüyordu.
Sevil Hanım önce her şeyi inkâr etti.
Ancak deliller karşısında sessiz kaldı.
Daha sonra okul müdürü söz aldı.
Büyük ekranda bu kez Ayşe Hanım’ın sağlıklı günlerinde okul etkinliklerinde çekilmiş mutlu bir fotoğrafı gösterildi.
Ardından herkes, bu elbisenin annesinin kızına bıraktığı son emanet olduğunu öğrendi.
Artık salondaki herkes gerçeği biliyordu.