Babam geçen Salı sabahı aniden vefat etti. 67 yaşındaydı. Kahvaltı masasından kalkarken bir anda göğsünü tuttu ve yere yığıldı. Her şey birkaç dakika içinde olup bitti. Annemi beş yıl önce kaybetmiştik; o günden beri babam hem ailem hem sırdaşım hem de en yakın dostum olmuştu. Üvey annem Nermin, cenazeye katılamayacağını söyledi. “Kalbim dayanmıyor böyle şeylere,” dedi. “Stres beni de götürür.” O an bunu sorgulayacak hâlim yoktu. Acım her şeyin önündeydi. Cenaze günü konuşmamı titreyen ellerle okudum. Üç kez yeniden yazmıştım. Babamın dürüstlüğünü, emeğini, sabrını anlattım. Ama en çok da tutkuyla bağlı olduğu şeyden söz ettim: koyu lacivert 1974 model Murat 124’ünden. O araba babam için yalnızca bir taşıt değildi. Dedem onu sıfır almıştı. Babam gençliğinde o arabayla askere gitmiş, annemi ilk kez o arabayla gezmeye çıkarmıştı. Yıllar boyunca maaşından artırdığı her kuruşla aracı restore etti. Motorunu kendi elleriyle söküp takar, kaportasını zımparalayıp boyardı. “Bu araba bizim aile tarihimiz,” derdi. Nermin ise arabadan nefret ederdi. “Hurda yığını,” derdi küçümseyerek. “Satıp parayı değerlendirelim.” Cenaze bittiğinde mezarlıktan çıkıp otoparka doğru yürüdüm. Tam o sırada bir çekicinin yavaşça uzaklaştığını gördüm. Üzerinde lacivert Murat 124 vardı. Dünyam bir kez daha yıkıldı. Yol kenarında Nermin’i gördüm. Elinde kalın bir zarf vardı; parayı çantasına sıkıştırıyordu. “Nermin! Ne yaptın sen?” diye bağırdım. Soğukkanlı bir ifadeyle omuz silkti. “Sattım. 200 bin liraya verdim. Bana güvence olacak. Ben eşini kaybetmiş bir kadınım.” 200 bin lira mı? O araba koleksiyonluktu. Değeri bunun birkaç katıydı. Ama mesele para değildi. Babamın toprağı kurumadan anılarını satmıştı. Tam o sırada yanımıza gri bir sedan yanaştı. İçinden telaşlı bir adam indi. Elinde tozlu, şeffaf bir plastik poşet vardı. “Affedersiniz!” dedi nefes nefese. “Aracı nakliyeye hazırlarken stepne yuvasını kontrol ediyorduk. Bunu bulduk. Patronum, aile görmeden içimize sinmedi.” Nermin alaycı bir kahkaha attı. “Eski bez parçasıdır.” Poşeti hışımla açtı. İçinden kalın bir zarf ve küçük bir metal kutu çıktı. Zarfın üzerinde el yazısıyla şunlar yazıyordu: “Nermin, seni çok iyi tanıyorum. Bu yüzden senin için küçük bir sürpriz hazırladım.” Nermin’in yüzü bir anda bembeyaz oldu. Ellerim titreyerek zarfı aldım ve içindeki mektubu çıkardım. Babamın el yazısıydı...
devamı sonraki sayfada...
“Eğer bu satırları okuyorsan, arabayı satmaya karar vermişsin demektir. Uzun zamandır bunu yapacağını hissediyordum. Bu yüzden Murat’ı restore ederken bazı düzenlemeler yaptım. Stepne yuvasındaki metal kutunun içinde aracın gerçek ruhsatı, ekspertiz raporu ve noter tasdikli bir devir belgesi var. Aracı üç yıl önce oğlum Emre’ye devrettim. Yasal sahibi odur. Ayrıca satıştan doğacak her türlü hukuki sorumluluk da satışı yapan kişiye aittir.” Nermin’in dizleri titredi. Kutuyu açtım. Gerçekten de noter belgeleri vardı. Aracın sahibi ben görünüyordum. Babam bunu planlamıştı. Mektubun devamında şu yazıyordu: “Emre, oğlum… Eğer bu noktaya geldiysen bil ki sana güveniyorum. İnsanları değiştiremezsin ama kendini koruyabilirsin. Bu araba sana miras değil; sana bıraktığım bir hatıra ve bir ders. Değerli olan şeyler bazen saklanarak korunur.” Nermin panik içinde konuşmaya başladı. “Ben bilmiyordum… Yanlış anlama… Parayı geri veririz…” O sırada çekici şoförü ve sedanla gelen adam durumu anlamıştı. Satışın geçersiz olduğunu öğrendiler. Telefonlar açıldı. Çekici geri çağrıldı. Yarım saat sonra Murat 124 yeniden gözümün önündeydi. Kaputuna dokundum. Soğuk metalin altında babamın emeğini hissettim. Nermin sessizce uzaklaştı. O an anladım ki mesele araba değildi. Babam yıllar boyunca insanları gözlemlemiş, karakterleri tartmıştı. Ve son hamlesini yapmıştı. O gece arabayı garaja çektim. İçine oturdum. Direksiyonu tuttum. Torpidonun içini açtığımda küçük bir fotoğraf buldum: Annem, babam ve ben… Murat’ın önünde çekilmiş bir yaz günü fotoğrafı. Babam hep derdi ki, “Emek verdiğin şey seni yarı yolda bırakmaz.” Haklıydı. Araba satılmadı. Anılar kaybolmadı. Açgözlülük plan yaptı ama sevgi daha önce düşünmüştü. O gün babamı ikinci kez kaybettiğimi sandım. Ama aslında bana son bir ders bırakmıştı: Gerçek miras, para ya da eşya değildir. Gerçek miras, karakterdir. Ve bazı insanlar, son hamlelerini bile sevdiklerini korumak için yapar.