Torunumun okul törenine gittim… Sahnedeki küçük kızın boynundaki Kolye, yıllar önce kaybettiğim kızıma aitti..
Torunumun okul törenine gittim… Sahnedeki küçük kızın boynundaki Kolye, yıllar önce kaybettiğim kızıma aitti..
Salonun ağır, havasız atmosferi, yüzlerce velinin fısıltısı ve sahneden yükselen çocuk şarkılarıyla birbirine karışıyordu. Torunum Ege’nin yılsonu müsameresi için geldiğim bu okul salonunda, kalbimin göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Dördüncü sıradaki koltuğumda, gururla Ege’nin ağaç rolünü oynayışını izliyordum. Ta ki gözlerim, koronun en sağında duran, saçları iki yandan örülmüş o küçük kıza takılana dek. Daha doğrusu, boynunda spot ışıklarının altında alev gibi parlayan o kolyeye…
Zaman, o saniyede benim için buz kesti. Etrafımdaki uğultu bir anda derin bir sessizliğe dönüştü, nefesim boğazımda düğümlendi. Gözlerimi kıstım, yanılıyor olmalıydım. Yaşlılık, acılı bir annenin zihniyle oyun oynuyor olmalıydı. Ama hayır… O oyma gümüş zincir, ucundaki damla kesim yakut ve etrafını saran incecik sarmaşık deseni… O kolyeyi dünyanın neresinde görsem tanırdım. Çünkü onu, yirmi iki yaşına bastığında canım kızım Aslı’ya kendi ellerimle çizip, Kapalıçarşı’nın en eski ustalarından birine özel olarak yaptırmıştım. Dünyada bir eşi daha yoktu.DEVAMI DİĞER SAYFADA