Gökhan gözlerini kapattı. On dört yıllık yokluk, boş sandalyeler, cevapsız sorular… Hepsi bir anda gün yüzüne çıkmıştı.

Arama gece geç saatlere kadar sürdü. Oda dışarıdan bakıldığında sıradan görünüyordu; duvarda bir saat, ağır mobilyalar… Ama artık hiçbir şey normal hissettirmiyordu. Her şeyin üzerine bir sır perdesi çökmüştü.

Gece saat 23:00 sularında başka bir şey buldular. Duvarların arkasına gizlenmiş değil, dolaptaki bir yastık kılıfının içine tıkıştırılmış, 1989 tarihli yıpranmış bir defter.


Rana Başkomiser, herkes mutfakta beklerken defterin sayfalarını çevirdi. Yüz ifadesi değişti; bu bir şaşkınlık değil, çok daha karanlık bir histi.

“Kimse evden ayrılmasın,” dedi. “Müştemilatı açmak için arama iznine ihtiyacım var.”

“Müştemilat mı?” diye sordu Mert.

“Defterde oradan bahsediliyor. Ve… Melis’ten.”

Leyla boğazından kopan kesik bir ses çıkardı. Gökhan’ın midesine bir yumruk oturmuştu.


Saat gece 01:00’de polisler bahçedeydi. Bir zamanlar sıradan olan, alet edevatla dolu o müştemilat aniden farklı hissettirmeye başladı. Kilit hızla kırıldı. İçeride her şey normal görünüyordu… ta ki üst üste yığılmış tahtaların altında gizli bir kapak bulana kadar.

Rana diz çöktü. “Açın şunu.”

Dar bir merdiven aşağı doğru iniyordu. Leyla o kadar şiddetli titremeye başladı ki Mert onu tutmak zorunda kaldı. Gökhan karanlığa bakarken, bir şeylerin sonsuza dek değiştiğini zaten biliyordu.

Aşağı önce iki uzman, sonra Rana girdi. Sessizlik… Saniyeler dakikalara uzadı. Sonra aşağıdan Rana’nın gergin ve titreyen sesi yükseldi:

“Kimse aşağı inmesin.”

Bunlar da İlginizi Çekebilir