O gece, şöminenin alevleri gölgelerimizi duvarlarda birleştirirken aramızdaki anlamsız çekişme yerini derin bir kabullenişe bıraktı. Mihriban ve ben, birbirimizin rakibi değil; aynı kaderi, aynı erkeğin arzusunu ve aynı çatının geleceğini sırtlanan iki can yoldaşı olmuştuk.
Konağın soğuk taşları, o andan itibaren yerini paylaşılan bir aidiyete ve iç içe geçen hayatların sıcaklığına bıraktı. Anladık ki güç, sadece emir vermekte ya da bir erkeğin sevdasına tek başına sahip olmakta değildi; paylaşılan bir yazgının içinde, birbirini ezmeden o ateşi birlikte büyütebilmekteydi.