Polis, K9’a yaşlı bir adama saldırması için emir verdi — ama köpeğin tepkisi herkesi buz gibi dondurdu.
Şafak, Ensenada iskelesinin üzerine yavaşça sızıyordu; denizle gökyüzü arasındaki sınırı silen solgun bir sisle her yeri sarıyordu. İskele bomboştu. Ne turist vardı. Ne satıcı. Sadece ıslak tahtaların hafif iniltisi ve uzaktan gelen yalnız bir martının çığlığı duyuluyordu.
İskelenin ucunda, zamanın yıprattığı bir bankta yaşlı bir adam oturuyordu. Duruşu sertti; on yılların disiplininin şekillendirdiği bir duruştu bu, her ne kadar yaşı gücünü elinden almış olsa da. Adı Ernesto Salgado’ydu. Elleri dizlerinin üzerinde sakince duruyordu — bir zamanlar çok daha ağır yükler taşıdıklarını düşündürecek kadar hareketsizdi.
Yanında bir Alman kurdu çömelmişti.
Köpek tasmalı değildi. Üzerinde hiçbir rozet yoktu. Ama adama yaslanış biçimi mutlak bir güveni anlatıyordu. Gözlerinde hiçbir eğitimin öğretemeyeceği bir derinlik vardı — korku, sadakat ve hatıralarla şekillenmiş bir şey.
Ernesto, köpeğin sırtını okşarken parmakları hafifçe titredi.
— Artık güvendesin — diye fısıldadı; bu sözlerin neden bu kadar tanıdık geldiğini bilmeden.
Köpek yavaşça nefes verdi ve bir an için gözlerini kapattı; sanki bu sözler onu sonunda eve getirmişti.
Sonra sessizlik bozuldu.
Sirenler sisin içinde çığlık attı. Biri. Sonra bir diğeri. Ağır adımlar iskelede yankılandı. Telsizler cızırdadı. Sesler emirler bağırıyordu.
— Orada — iskelenin ucunda!
Ernesto şaşkınlıkla başını kaldırdı. Sis içinden siluetler belirdi: girişi kapatan polis arabaları, silahları hazır halde mevzilenmiş memurlar. En önde gri ceketli, saçları sıkıca arkaya toplanmış, bakışları sert ve kararlı bir kadın duruyordu.
Komutan Valeria Robles. K9 biriminin başı.
Bakışları köpeğe kilitlendi.
— O — dedi alçak sesle.
Polisler yarım daire oluşturdu. İçlerinden biri temkinle bir adım öne çıktı.
— Beyefendi — diye seslendi — lütfen köpekten yavaşça uzaklaşın.
Ernesto kıpırdamadı — inattan değil, şaşkınlıktan. Neden silahları ona doğrultmuşlardı? O sadece gün doğumunu izlemeye gelmişti.
Alman kurdu başını kaldırdı. Ne bir hırlama vardı. Ne de kaçma girişimi. Sadece adamın bacağına biraz daha sokuldu ve onun yanında koruyucu bir pozisyon aldı.
Valeria’nın çenesi gerildi.
— Bu köpek aktif görevde bir K9’dur — dedi. — Adı Delta. Bir saat önce eğitim sırasında kayboldu. Eğer burada sizinleysa, nedenini bilmemiz gerekiyor.
— Onu ben almadım — dedi Ernesto titreyen bir sesle. — Bana doğru koştu. Sanki beni tanıyormuş gibi.
Kimse cevap veremeden köpek nazikçe burnunu Ernesto’nun uyluğuna koydu.
Hareket küçüktü — ama son derece mahremdi.
Valeria elini kaldırdı.
— Bekleyin — diye emretti. — Köpek tepki verirse, kimse kıpırdamasın.
Bir emniyet mandalının tıkırtısı duyuldu. Hava kırılgan gibiydi.
— Komutanım — diye fısıldadı bir polis — köpek saldırganlık göstermiyor.
— Ve sorun da tam olarak bu — diye yanıtladı Valeria. — Delta yabancılara karşı asla böyle davranmaz.
Bir adım öne çıktı ve onu hiç yanıltmamış olan emri verdi.
— K9 — saldır.
Zaman durmuş gibiydi.
Deniz donup kaldı. Sis havada asılı kaldı.
Delta, Ernesto’ya doğru hareket etmedi.
Onun yerine yavaşça döndü ve polislerin karşısına geçti. Bedeni kararlılıkla gerildi; yaşlı adamla silahların arasına tamamen yerleşti. Duruşu sarsılmazdı. Koruyucuydu.
Sonra hırladı.
Ernesto’ya değil.
Onlara.
— Delta! Yanıma! — diye bağırdı Valeria; sesindeki çatlak şoku ele veriyordu.
Köpek itaat etmedi.
Ernesto’ya biraz daha sokuldu ve nöbet tutar gibi durdu.
Ve o tek, askıda kalmış anda herkes ürpertici bir gerçeği anladı:
Tehlike, bankta oturan yaşlı gazi değildi.
Tehlike, henüz ortaya çıkarılmamış olan gerçekti.devam ı diğer sayfada

Bunlar da İlginizi Çekebilir