Güncel GEÇMİŞ OLSUN
Bursa’nın sakin bir mahallesinde yaşayan Selma, on iki yıl önce hayatının en zor dönemlerinden birini yaşamıştı. Eşi Mehmet, uzun süredir mücadele ettiği hastalığına rağmen bahçelerine küçük bir elma fidanı dikmek konusunda kararlıydı. Doktoru ağır işler yapmasını yasaklamış olsa da, “Bir ağaç dikmek yarış kazanmak değildir.” diyerek eşini gülümsetmişti. Bahçenin en güneş alan köşesini işaret eden Mehmet, bu ağacın yıllar sonra herkesi mutlu edeceğine inanıyordu.

Fidanı birlikte diktiler. Toprağı büyük ölçüde Selma kazdı, Mehmet ise yanında oturup yönlendirmelerde bulundu. İşleri bittikten sonra ağacın ince gövdesine elini koyarak, “Biraz zaman ver, seni şaşırtacak.” dedi. Ne yazık ki bu sözlerden yalnızca dört ay sonra Mehmet hayatını kaybetti.

İlk iki yıl boyunca ağaç hiç meyve vermedi. Selma, her baktığında eşini hatırladığı için onu kestirmeyi bile düşündü. Ancak üçüncü baharda ağaç çiçek açtı. Sonbaharda ise tam on iki elma verdi. Selma o elmaların her birini tek tek saydı. Yıllar geçtikçe ağaç büyüdü, güçlendi ve mahalledeki herkesin sevdiği bir simge hâline geldi. Elmalarından reçeller, kompostolar ve turtalar yapılıyor, çocuklar izin isteyerek meyve topluyordu. Selma hiçbir zaman kimseyi geri çevirmedi. Çünkü bu ağaç artık yalnızca bir meyve ağacı değil, eşinden kalan en değerli hatıralardan biriydi.devamı diğer sayfada
Bir süre sonra yan eve Murat taşındı. Yeni komşu gelir gelmez bahçesindeki bütün çiçekleri söküp yerlerine beyaz taşlar döşedi. Kısa süre sonra Selma’nın kapısını çalarak elma ağacından rahatsız olduğunu söyledi. Dalların kendi bahçesine uzandığını, yere düşen elmaların görüntüyü bozduğunu ve ağacın tamamen kesilmesi gerektiğini iddia etti.

Selma iyi niyet göstererek kendi sınırını aşan bütün dalları budatacağını ve düşen meyveleri düzenli olarak toplayacağını söyledi. Ancak Murat bunu kabul etmedi. Ağacın tamamen kaldırılmasını istedi. Selma ise bunun mümkün olmadığını, ağacın tamamen kendi arsasında bulunduğunu ve kimseye zarar vermediğini anlattı.



Komşusunun şikâyetleri bununla da bitmedi. Köklerin zarar vereceğini, meyvelerin çevreyi kirlettiğini söyleyerek site yönetimine başvurdu. Yönetim adına inceleme yapan görevli Merve, ağacın herhangi bir kurala aykırı olmadığını belirledi ve Murat’a ağaca zarar veremeyeceğini açıkça bildirdi.



Bu olaydan sonra Murat konuşmayı kesti ancak sürekli Selma’nın bahçesini izlemeye başladı. Selma da tedbir amacıyla bahçesine hareket algılayan küçük bir kamera yerleştirdi. Umarım buna hiç ihtiyaç kalmaz diye düşünüyordu.



Aradan üç hafta geçti. Bir sabah bahçeye çıktığında yüzlerce elmanın yere saçıldığını gördü. Ağacın neredeyse bütün meyveleri koparılmış, bazı dalları kırılmış ve çevresindeki toprak zarar görmüştü. Selma’yı üzen yalnızca dökülen elmalar değildi. Eşinin kendi elleriyle diktiği ağaca bilinçli şekilde zarar verilmişti.
Tam o sırada Murat elinde kahvesiyle verandaya çıktı. Selma ne olduğunu sorduğunda gülümseyerek bunun kuvvetli rüzgârdan kaynaklanmış olabileceğini söyledi. Oysa gece boyunca en ufak bir rüzgâr bile esmemişti.



Selma tartışmak yerine sakin kaldı ve eve girerek güvenlik kamerasının kayıtlarını izledi. Görüntülerde Murat’ın gece yarısı bahçeye girerek kovalarla elmaları topladığı, dalları salladığı, ağaca tırmandığı ve birçok dalı kırdığı açıkça görülüyordu. Daha sonra topladığı elmaları Selma’nın bahçesine dağıtarak olayın doğal bir şekilde gerçekleşmiş gibi görünmesini sağlamaya çalışmıştı.



Selma ertesi gece sağlam kalan bütün elmaları tek tek topladı. Her birine küçük bir etiket bağladı. Etiketlerde “İzinsiz şekilde Selma’nın ağacından alınmıştır.” yazıyordu. Daha sonra bütün elmaları Murat’ın bahçesine düzenli sıralar hâlinde yerleştirdi. Ortasına da dikkat çekici bir tabela koydu:

“Görünüşe göre rüzgâr iki tarafa da esebiliyor.”

Sabah manzarayı gören Murat büyük tepki göstererek site yönetimini çağırdı. Ancak Selma sakin bir şekilde kamera kayıtlarını gösterdi. Görüntülerde Murat’ın gece bahçeye girdiği, ağaca zarar verdiği ve elmaları topladığı net biçimde görülüyordu.

Toplanan deliller doğrultusunda ilgili kurumlar durumu değerlendirdi. Yapılan uzman incelemesinde ağacın zarar gördüğü ancak kurtarılabileceği belirlendi. Murat, meydana gelen zararın giderilmesine katkı sağlamakla yükümlü tutuldu ve toplum yararına çevre düzenleme çalışmalarına katılması yönünde karar verildi. Böylece hem yaptığı davranışın sonuçlarını gördü hem de doğaya katkı sunacağı yeni bir sorumluluk üstlendi.



Bu olayın ardından mahallede bambaşka bir dayanışma başladı. Site yönetimi sonbaharda “Elma Günü” düzenlenmesini önerdi. Selma önce çekinse de daha sonra eşinin yıllar önce söylediği “Biraz zaman ver, seni şaşırtacak.” sözünü hatırladı ve teklifi kabul etti.



Ertesi yıl ağaç yeniden çiçek açtı. Zarar gören bazı dallar eski hâline dönemese de sağlıklı dallar bolca meyve verdi. Mahalle sakinleri bahçede buluştu. Çocuklar elma topladı, büyükler ev yapımı tarifler hazırladı, birlikte keyifli bir gün geçirdiler. Bahçe uzun yıllar sonra yeniden kahkahalarla doldu.



Murat ise bu kez sessizce olanları uzaktan izledi. Günün sonunda çocuklar ona da bir dilim elmalı turta ve bir bardak elma suyu götürdüler. Murat teşekkür ederek ikramı kabul etti. Belki her şey bir anda değişmedi ama o günden sonra Selma’nın ağacıyla ilgili bir daha hiçbir şikâyette bulunmadı. Sınırlarına saygı gösterdi ve komşuluk hukukunu korudu.



Selma zamanla şunu fark etti: Mehmet’in diktiği o küçük fidan artık yalnızca eşinin hatırası değildi. Sabrın, paylaşmanın ve dayanışmanın sembolü olmuştu. Hayatta bazı acılar hiç unutulmasa da sevgiyle büyütülen değerler zamanla çok daha büyük mutluluklara dönüşebiliyordu. Mehmet haklı çıkmıştı.

Gerçekten de ağaca biraz zaman vermek yetmişti.

Çünkü o elma ağacı yalnızca meyve değil, umut da vermişti.

Bunlar da İlginizi Çekebilir