Kaan'ın yüzündeki korkuyu ilk kez o gün gördüm.
Kapının eşiğinde öylece kalakalmıştı. Gözleri salonda oturan kişiye kilitlenmişti.
Salondaki koltukta oturan kişi babası Hasan Bey'di.
Kaan'ın çocukluğundan beri en çok çekindiği insandı. Sert ama adaletli bir adamdı. Oğlunun evliliğine hiçbir zaman karışmamış, "Yuvanızı kendiniz kurun, sorunlarınızı kendiniz çözün." diyerek hep geri planda durmuştu.
Bu kez ise ben onu davet etmiştim.
Hasan Bey ağır ağır ayağa kalktı.
"Kaan," dedi sakin ama sert bir sesle, "annen bana her şeyi anlattı. Sonra gelinim de anlattı. Ama ben yine de inanmak istemedim."
Kaan boğazını temizledi.
"Baba... mesele sandığın gibi değil."
Hasan Bey elini kaldırarak sözünü kesti.
"Sus. Daha tek kelime etme."
Evde derin bir sessizlik oluştu.
İkiz kızlarımız salondaki beşiklerinde mışıl mışıl uyuyordu.
Hasan Bey beşiklere baktı.
"Sen bunların doğumunda neredeydin?"
Kaan cevap veremedi.
"Soruyorum sana."
"...Tatildeydim."
"Bir daha yüksek sesle söyle."
"Arkadaşlarımla tatildeydim."
Hasan Bey başını öne eğdi.
"Ben sen doğarken hastanenin koridorunda yirmi saat bekledim. Doktor bana 'Anneni kaybedebiliriz.' dediğinde dizlerimin bağı çözülmüştü. Sen ise karının en zor gününde kokteyl içmeyi seçtin."
Kaan'ın gözleri dolmaya başlamıştı.
"Baba... hata yaptım."
"Hata mı?"
Hasan Bey'in sesi ilk kez yükseldi.
"Hata, eve ekmek almayı unutursun. Hata, yıldönümünü unutursun. Sen aileni yalnız bıraktın. Bunun adı hata değil."
O ana kadar sessizce onları izliyordum.
Kaan bana döndü.
"Ne olur bir şey söyle."
Derin bir nefes aldım.
"Doğum sancılarım başladığında yanımda annem vardı."
Sessizlik.
"Ameliyata girerken elimi annem tuttu."
Sessizlik.
"Kızların ilk ağlayışını annem duydu."
Kaan başını öne eğdi.
"Ben hastanede yürümeye çalışırken sen deniz kenarında fotoğraf paylaşıyordun."
Telefonumu uzattım.
Sosyal medya hesabındaki fotoğrafları tek tek açtım.
Birinde elinde içecekle gülümsüyordu.
Bir diğerinde tekne turundaydı.
Bir diğerinde "Hayat kısa, tadını çıkar." yazmıştı.
Telefonu görünce yüzü kızardı.
"Bunları paylaşmamalıydım."
"Hayır."
Şaşkınlıkla bana baktı.
"Paylaşmaman değil mesele."
"Ya ne?"
"Yapmaman gerekiyordu."
Bu sözümden sonra odada yeniden sessizlik oluştu.
Hasan Bey montunu giydi detaylar gorselde....
Kaan'ın yüzündeki korkuyu ilk kez o gün gördüm.
Kapının eşiğinde öylece kalakalmıştı. Gözleri salonda oturan kişiye kilitlenmişti.
Salondaki koltukta oturan kişi babası Hasan Bey'di.
Kaan'ın çocukluğundan beri en çok çekindiği insandı. Sert ama adaletli bir adamdı. Oğlunun evliliğine hiçbir zaman karışmamış, "Yuvanızı kendiniz kurun, sorunlarınızı kendiniz çözün." diyerek hep geri planda durmuştu.
Bu kez ise ben onu davet etmiştim.
Hasan Bey ağır ağır ayağa kalktı.
"Kaan," dedi sakin ama sert bir sesle, "annen bana her şeyi anlattı. Sonra gelinim de anlattı. Ama ben yine de inanmak istemedim."
Kaan boğazını temizledi.
"Baba... mesele sandığın gibi değil."
Hasan Bey elini kaldırarak sözünü kesti.
"Sus. Daha tek kelime etme."
Evde derin bir sessizlik oluştu.
İkiz kızlarımız salondaki beşiklerinde mışıl mışıl uyuyordu.
Hasan Bey beşiklere baktı.
"Sen bunların doğumunda neredeydin?"
Kaan cevap veremedi.
"Soruyorum sana."
"...Tatildeydim."
"Bir daha yüksek sesle söyle."
"Arkadaşlarımla tatildeydim."
Hasan Bey başını öne eğdi.
"Ben sen doğarken hastanenin koridorunda yirmi saat bekledim. Doktor bana 'Anneni kaybedebiliriz.' dediğinde dizlerimin bağı çözülmüştü. Sen ise karının en zor gününde kokteyl içmeyi seçtin."
Kaan'ın gözleri dolmaya başlamıştı.
"Baba... hata yaptım."
"Hata mı?"
Hasan Bey'in sesi ilk kez yükseldi.
"Hata, eve ekmek almayı unutursun. Hata, yıldönümünü unutursun. Sen aileni yalnız bıraktın. Bunun adı hata değil."
O ana kadar sessizce onları izliyordum.
Kaan bana döndü.
"Ne olur bir şey söyle."
Derin bir nefes aldım.
"Doğum sancılarım başladığında yanımda annem vardı."
Sessizlik.
"Ameliyata girerken elimi annem tuttu."
Sessizlik.
"Kızların ilk ağlayışını annem duydu."
Kaan başını öne eğdi.
"Ben hastanede yürümeye çalışırken sen deniz kenarında fotoğraf paylaşıyordun."
Telefonumu uzattım.
Sosyal medya hesabındaki fotoğrafları tek tek açtım.
Birinde elinde içecekle gülümsüyordu.
Bir diğerinde tekne turundaydı.
Bir diğerinde "Hayat kısa, tadını çıkar." yazmıştı.
Telefonu görünce yüzü kızardı.
"Bunları paylaşmamalıydım."
"Hayır."
Şaşkınlıkla bana baktı.
"Paylaşmaman değil mesele."
"Ya ne?"
"Yapmaman gerekiyordu."
Bu sözümden sonra odada yeniden sessizlik oluştu.
Hasan Bey montunu giydi detaylar gorselde....