Uzun süre lafı dolandırdı, sonra açıkça söyledi:
— Ona böbreğini vermelisin. Beni seviyorsan, kanıtla.
Bu sözler bir rica gibi değil, bir emir gibi geldi. Oda bir anda nefes alınmaz hale geldi. Destek, teşekkür, en azından bir tereddüt bekliyordum… ama gözlerinde sadece beklenti vardı. Sanki baştan kabul edeceğimden emindi.
Kabul ettim. Kahraman olmak istediğim için değil. Sadece ailenin, insanlar birbirleri için fedakârlık yaptığında aile olduğuna inanıyordum. Bundan sonra ona daha yakın olacağımı, her şeyin değişeceğini, gerçekten bir aile olacağımızı düşünmüştüm.
Belgeleri imzaladım, tetkiklerden geçtim ve hastaneye yattım. Ameliyat uzun sürdü. Lambaların parlak ışığını, doktorların sakin seslerini ve artık her şeyin iyi olacağı düşüncesini hatırlıyorum.
Uyandığımda acı vardı. Vücudum söz dinlemiyordu, içimde her şey çekiyor ve yanıyordu. Ama dayandım. Bunu kimin için yaptığımı biliyordum.
İki gün boyunca odada yattım ve bekledim. Kocam aradı, yakında geleceğini söyledi. Elimi tutup teşekkür edeceğini hayal ediyordum.
Üçüncü gün oda kapısı açıldı.
Yalnız gelmedi. Yanında parlak kırmızı bir elbise giymiş bir kadın vardı. Kendinden emin, bakımlı. Harika görünüyordu.
O kadın bana memnun bir gülümsemeyle, merakla bakıyordu; sanki başkasının acısını izlemeye gelmişti.
Kocam yanıma yaklaştı, gözlerimin içine bakmadan. Sessizce cebinden bir dosya çıkardı ve yatağın üzerine attı.
— İmzala, — dedi sakin bir sesle.
Bunlar boşanma belgeleriydi.
O anda anladım: her şey en başından beri planlanmıştı. Ben sadece bir donör olarak gerekliydim. Başkasının sorununa geçici bir çözüm olarak.
Ama en önemlisini bilmiyordu. Böbreğimin aslında …nakledilen böbreğin tuttuğunu, ama…
Ameliyat başarılı geçti. Doktorlar temkinli konuşuyordu. Kayınvalidemin vücudu bağışlanan organı kabul etti, tahliller stabildi, değerler iyileşiyordu. Kocam koridorda bir kazanan edasıyla dolaşıyordu; sanki her şey sonunda planladığı gibi gitmişti.
Ama mucize gerçekleşmedi. Kayınvalidem yataktan hiç kalkamadı. Bacakları onu dinlemedi, gücü geri gelmedi, her hareket acı veriyordu. Oturabiliyor, konuşabiliyor, yemek yiyebiliyordu — ama eskisi gibi yaşayamıyordu.
Artık sürekli bakıma ihtiyacı vardı. Saatinde ilaçlar, iğneler, gece nöbetleri, en basit şeylerde bile yardım. Ve tüm bu bakım kırmızı elbiseli kadının omuzlarına yüklendi.
Başta metresi dayanıyordu. Doktorlara gülümsüyor, her şey kontrol altındaymış gibi davranıyordu. Ama hastane onun parlaklığını ve özgüvenini hızla silip attı.
Kırmızı elbiselerin yerini ev elbiseleri aldı, uykusuz gecelerin yerini sinirlilik, güzel sözlerin yerini sessizlik aldı.
Altı ay geçti.
Metresi gitti; geride, böyle bir hayata hazır olmadığını yazdığı bir not bıraktı. Sevgi, özgürlük ve gelecek istediğini; başkasının hastalığını ve bitmek bilmeyen bakımı değil.
Kocam yalnız kaldı. Hasta annesiyle, boş bir evde.

Bunlar da İlginizi Çekebilir