Eylül Karaca.

İsmi ilk kez duyuyordum.

“Bu kadın kim?”

Barın başını eğdi.

“Anne, Eylül benim kız kardeşim.”

Donup kaldım.

“Ne?”

“Kız kardeşim doğduktan kısa süre sonra hayatını kaybetti. Ailem, onun göbek kordonu kanını yıllar önce bağışlamış. Ben bunu bilmiyordum. Tedavi sırasında hastanenin araştırma komitesinde çalışıyordum. Kaynağın ayrıntılarını sorgulamadım.”

“Yani kızımı senin kardeşinden alınan hücrelerle mi iyileştirdiniz?”

“Evet. Ama asıl mesele bu değil.”

Barın sandalyesinden kalktı.

“İdil’in genetik testlerinde beklenmedik bir bulgu çıktı. Tedavide kullanılan hücrelerin bir kısmı yıllar sonra bile kanında tespit edilebiliyor. Bu durum bazı testlerin yanlış yorumlanmasına neden olabiliyor.”

“Çocuğunuzla bunun ne ilgisi var?”

Barın gözyaşlarını tutamıyordu.

“İdil’in hamilelik taramasında ciddi bir genetik hastalık ihtimali görüldü. İlk doktor bunun bebeğe geçtiğini düşündü. Fakat eski kayıtları karşılaştırınca sonuçların tedaviden kalan bağışçı hücrelerinden etkilenmiş olabileceğini anladım.”

Derin bir nefes aldım.

“Yani bebeğin hasta olup olmadığını bilmiyorsunuz.”

“Henüz bilmiyoruz.”

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Sonra asıl soruyu sordum.

“Peki neden bunu yıllarca sakladın?”

Barın başını kaldırdı.

“Çünkü tedavinin uygulandığı dönemde bazı belgelerin eksik olduğunu fark etmiştim. İdil iyileşmeye başladığında araştırmanın durdurulmasından korktum. Dosyadaki eksiklikleri bildirmedim.”

Öfkeyle ayağa kalktım.

“Sen doktordun Barın! Biz sana kızımızın hayatını emanet ettik!”

“Biliyorum.”

“Biliyor musun gerçekten? İdil sana bütün kalbiyle güvendi!”

“Ben de onu sevdim anne. Ama sevgim yaptığım yanlışı ortadan kaldırmıyor.”

O an karşımdaki adama tokat atmak istedim.

Fakat daha büyük bir korkum vardı.

“İdil’e ne söyleyeceğiz?”

“Gerçeği.”

“Bu onu mahvedebilir.”

“Yalanı sürdürürsek daha kötü olacak.”

Hastaneden çıktığımda ellerim titriyordu.

İdil’in çocukluğunu düşündüm.

Ağrılar yüzünden uyuyamadığı geceleri, odasındaki oyuncak bebeğe sarılıp ağlayışını, doktorların çaresiz yüzlerini…

Bir anne olarak tek dileğim onun yaşamasıydı.

Şimdi ise hayatını kurtardığını düşündüğümüz tedavinin ardında bir sır vardı.

Akşam Barın bizi evlerine çağırdı.

İdil kapıyı açtığında yüzündeki gülümseme içimi parçaladı.

“Anneciğim, bebek odası için renk seçiyoruz. Sen de yardım edeceksin.”

Ona sarıldım.

Keşke zaman orada durabilseydi.

Salona geçtiğimizde Barın masaya bir dosya koydu.

“İdil, sana söylemem gereken önemli şeyler var.”

Kızım önce gülümsedi.

Sonra kocasının yüzünü görünce sustu.

Barın her şeyi anlattı.

Tedaviyi, saklanan kayıtları, bağışçı hücrelerini ve hamilelik testlerindeki belirsizliği…

İdil tek kelime etmeden dinledi.

Sonunda yalnızca bir soru sordu.

“Sen bunları evlenmeden önce biliyor muydun?”

Barın gözlerini kaçırdı.

“Belgelerde eksiklik olduğunu biliyordum. Ama kaynağın kardeşimle bağlantısını yeni öğrendim.”

“Ve bana hiçbir şey söylemedin.”

“Seni kaybetmekten korktum.”

İdil’in gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

“Ben hastalıktan korkarak büyüdüm Barın. Ölmekten korktum. Ama en çok, sevdiğim insanların bana acıdığı için gerçeği saklamasından korktum.”

Barın ona yaklaşmak istedi.

Kızım geri çekildi.

“Bana biraz zaman ver.”

O gece İdil bizimle geldi.

Eski odasında uyudu.

Sabah kahvaltı hazırlarken mutfağa girdi. Gözleri şişmişti.

“Anne, ben bebeğimi kaybedecek miyim?”

Ona sarıldım.

“Bilmiyoruz kızım. Ama bu kez hiçbir şeyi öğrenmeden karar vermeyeceğiz.”

Ertesi hafta başka bir hastanede, tedaviyi uygulayan ekipten bağımsız uzmanlara başvurduk.

Yapılan ayrıntılı incelemeler günler sürdü.

Bunlar da İlginizi Çekebilir