Kaynanam zaten beni hiç sevmedi, ama oğlu çok sevdi, bende oğlunu sevmiştim ilk başlarda ama sonrasında sorun yaşamaya başladık. Annesi hiç rahat vermedi herseyimize karışıyordu. Artık ayrılmayı düşünüyordum ama eşim benden ayrılmak istemiyordu, sürekli tartışıyorduk, mutsuzdum, birgun bir cafede otururken karşımdaki adamın bana baktığını hissettim, bir süre sonra adam yanıma geldi, sizi rahatsız etmek istemem ama sizi çok üzgün görünce dayanamadım dedi. Belki içimdeki boşluktan belki kafamın karışıklık olduğundan sebebini bilmiyorum ama birinin üzgün olduğumu farketmesi hoşuma gitmişti, çok güzel ve sıcak bir sohbeti vardı zamanın nasıl geçtiğini bile farketmedim, oradan ayrılırken birbirimize telefonlarımızı verdik ama ne o nede ben ayrılmak istemiyorduk. Ertesi gün mesaj attı ” Seni görmek istiyorum” yazıyordu mesajda. Çok heycanlandım ama cevap yazmadım, bir süre sonra tekrar mesaj geldi evinin adresini yazmış ve konumunu atmış ” lütfen gel seni bekliyorum” O arada eşimle yine tartışmıştık, çantamı aldım çıktım evden. Evin biraz ilerisinden taksiye bindim ve mesaja cevaben ” Geliyorum ” yazdım ve o adrese gittim, ben daha Zile basmadan kapıyı açtı, elimden tutup beni aniden içeriye ve kendine çekti.. Devamını okumak için diğer sayfamıza gecebilirisniz..
Kapıyı açtığında beni içeriye doğru çekti, ama o anda içimde birden bir şey kıpırdadı… Sanki zaman bir an durdu. O an fark ettim: Bu hissettiğim şey, aslında bir başkasına duyduğum ilgi değil; kendi hayatımdaki çıkmazdan kaçma isteğiydi. Bir yabancının sıcak ilgisi, uzun zamandır hissetmediğim bir değer görme duygusunu hatırlatmıştı sadece.

Adam içtenlikle, “Gerçekten iyi misin? Dün çok üzgündün,” dedi. Yüzüne baktım; niyeti kötü değildi ama benim kendi yaralarımı başkasının ilgisiyle kapatamayacağımı hissettim.

O an geri çekildim ve derin bir nefes aldım.


“Ben… şu an hiçbir şeye hazır değilim,” dedim. “Bir sorun yaşıyorum ve bunu çözmeden başka bir kapıdan içeri giremem.”

Adam anlayışla başını salladı. “Kendine iyi davran. Hak ettiğin değeri önce sen kendin ver,” dedi. Bu söz, o güne kadar kimsenin bana söylemediği kadar anlamlı geldi.

Bir süre konuştuk, ama konuşma bir yakınlaşma değil, bir aydınlanma gibiydi. Bana herhangi bir beklentiyle yaklaşmadı. Sadece bir insan olarak iyi olmamı istediğini hissettim.

Sonra kapıdan çıktım. Soğuk hava yüzüme vurduğunda içimdeki sis dağılır gibi oldu.

Taksiye binerken kendime dedim ki:
“Ben önce kendi yolumu bulmalıyım. Başkasının ilgisiyle değil, kendi kararlarımla ayakta durmalıyım.”
Eve dönmedim; bir parkta oturup uzun uzun düşündüm. Evliliğimin ne kadar yorucu olduğunu, yıllardır kendi ihtiyaçlarımı bastırdığımı, kayınvalidemin baskısının beni nasıl tükettiğini, ilişkimde iletişimin ne kadar bozulduğunu hepsiyle yüzleştim.

Ama ilk kez kaçmak yerine çözmek ya da doğru şekilde bitirmek gerektiğini anladım.

Ertesi gün eşimle sakin bir şekilde konuştum. İlk defa duygularımı net bir biçimde ifade ettim:
“Böyle devam edemem. Kendimi kaybettim. Ya beraberce bir çözüm yolu buluruz, ya da birbirimizi yıpratmadan ayrılırız.”

O da benim kadar yorgundu aslında. İkimiz de susarak sorunların büyümesine izin vermiştik. Sonunda ortak bir kararla, saygıyı koruyarak yolları ayırmanın daha doğru olduğuna karar verdik.

Aylar geçti…
Hayatımı yeniden kurmaya başladım. Kendimi tanımaya, sınırlar koymaya, değerimi hatırlamaya… O gün kapısını çaldığım adamla hiçbir romantik ilişkim olmadı; o sadece hayatıma, kendimi fark etmem için gelen bir işaret gibiydi.


Ve bugün dönüp baktığımda, o karşılaşmanın beni yanlış bir yola değil, kendime döndüren bir yola yönlendirdiğini görüyorum.

Sonunda şunu öğrendim:

İnsan, en çok kendini ihmal ettiğinde savrulur.
Ve en doğru adımlar, bir başkasına değil, kendine doğru atılanlardır.

Bunlar da İlginizi Çekebilir