O gece nefes alması iyice zorlaştı. Gece yarısı gözlerini açtı, duvarda asılı duran o eski yırtık yastığı işaret ederek pürüzlü bir fısıltıyla konuştu: “Bu senin için Merve… Sadece senin için…”

Ve elleri elimden kayıp gitti.

Cenaze günü evin içi insan doldu. Kayınbüyüklerim, görümcelerim geldi. Odayı temizlerken kayınbiraderim Murat, Fatma Teyze’nin başının altındaki o eski yastığı çöp poşetine atmak için yakaladı. Düşünmeden elinden çekip aldım.

“Ne yapacaksın o pis, yırtık şeyi?” diye alay etti görümcem Hülya. Cevap vermedim, yastığı göğsüme bastırdım. Çünkü o, kayınvalidemin ölmeden önceki son emriydi.



O gece herkes uyuduktan sonra mutfakta yastığı masaya koydum. Bir kenarı yırtılmıştı, içinden eski kaz tüyleri görünüyordu. Yırtık dikişin arasına elimi sokup pamukları düzeltmek istediğimde, parmaklarım tüylerin arasında hiç beklemediğim sert bir şeye çarptı.



Bu sıradan bir sertlik değildi. İyice sarılmış, ağır bir şeydi…Kalbim göğüs kafesimi delercesine çarpmaya başladı. Elimi yastığın yırtık dikişinden içeri uzatıp o sert nesneyi çıkardım. Avcumun içinde, eskimiş bir sicimle bağlanmış küçük kadife bir kese duruyordu.



Sicimi kesip keseyi masaya boşalttım. İçinden iki şey düştü: Antika, pirinç bir kasa anahtarı ve sararmış, kalın bir kağıda yazılmış mektup.



Titreyen ellerimle mektubu açtım. Kayınvalidemin o eski, muntazam el yazısıyla yazılmıştı:

“Canım Merve’m,

Bu mektubu okuyorsan ben artık rahmetli eşimin yanına gitmişimdir. Yıllarca öz çocuklarım, tarla işleri batınca elimde hiçbir şey kalmadığını sandı. Beni bir yük olarak gördüler. Dedemden bana kalan, Ankara Çevre Yolu üzerindeki 40 dönümlük ticari arsanın tapusunu hiçbirine söylemedim.

Çocuklarım ben yaşarken halimi hatırımı sormadı. Ama sen, benim gözyaşımı sildin, bana bir evlat gibi baktı. Anahtarını bulduğun kasa, Ankara’daki özel bir bankadadır. Arsa tamamen senin adına kurulan özel bir vakfa devredilmiştir. Öz kalbinle kazandığın bu hakkı sakın kimseye yedirme.”

Bunlar da İlginizi Çekebilir