Kayınvalidem bana “Plaja gitmek için fazla yemişsin” deyip herkesin içinde güldü, herkes de ona katıldı — ama gün batımında bana bakıp çığlık atıyordu: “Bunu bana nasıl yapabildin?!”
Eşim Levent, ailesiyle birlikte bir haftalığına deniz tatiline gitmeyi önerdiğinde, bunun gerçekten keyifli geçebileceğine inanmak istedim.Astronomi
Yanılmışım.
Oğlumuz henüz sekiz aylıktı ve doğumdan sonra aldığım kiloların bir kısmını hâlâ verememiştim. Zaten mayoyla kendimi oldukça güvensiz hissediyordum ve sırf bu yüzden neredeyse tatile gitmekten vazgeçecektim.
Kayınvalidem Neriman, bana hiçbir zaman sıcak davranmamıştı ama genellikle düşmanlığını sahte bir tatlılığın arkasına saklamayı başarıyordu.
Ta ki tatilin ilk sabahına kadar.
Kahvaltıda hep birlikte oturuyorduk. Neriman tabağıma baktı ve gülümseyerek,
“Canım, bugün plaja gitmek için biraz fazla yemişsin galiba!” dedi.
Bunu herkesin duyabileceği kadar yüksek sesle söylemişti.
Masa bir an sessizliğe büründü.
Ardından birkaç kişi gülmeye başladı.
Ben de ne yapacağımı bilemediğim için gülümsemekle yetindim.
Ama Neriman durmadı.
Günler boyunca bedenimle ilgili küçük küçük imalarda bulundu. Doğumdan sonra bazı kadınların “hemen eski haline döndüğünü”, bazılarının ise belli ki “kendini bırakmayı tercih ettiğini” söyleyip durdu.Su ve Deniz Bilimleri
Beni asıl inciten ise Levent'ti.
Bir kez bile annesine susmasını söylemedi.
Sadece başını önüne eğdi, sessiz kaldı ve herkesin benimle dalga geçmesine izin verdi.
Dördüncü gün artık yeter demiştim.
Bağırmadım.
Ona hakaret etmedim.
Sadece beni sürekli küçük düşüren birini korumaktan vazgeçmeye karar verdim.
O akşam bütün aile, her yıl çektirdikleri geleneksel aile fotoğrafı için sahilde toplanacaktı.
Tam herkes yerini almaya hazırlanırken Neriman sahildeki evden koşarak çıktı.
Yüzü kıpkırmızıydı.
Beni görür görmez parmağını doğrudan bana doğrulttu ve öfkeyle çığlık attı:
“Bunu bana nasıl yapabildin?!”
Herkes bir anda sustu..devamı diğer sayfada
Herkes susmuş, gözlerini önce bana, sonra Neriman’ın elindeki telefona çevirmişti. Ben ise birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedim. Çünkü o an, günlerdir içimde biriken öfkenin yerini tuhaf bir sakinlik almıştı.
Neriman telefonu havaya kaldırdı.Bunu sen yaptın, değil mi?” diye bağırdı. “Bana bunu nasıl yapabildin?”
Levent hemen annesinin yanına gitti.
“Anne, ne oluyor?”Neriman telefonu ona uzattı. Levent ekrana baktığı anda yüzündeki ifade değişti.
Ben uzaktan ne olduğunu görmeye çalışıyordum. Sonunda Levent başını kaldırıp bana baktı.
“Bunu gerçekten sen mi gönderdin?” diye sordu.Derin bir nefes aldım.
“Evet.”
Neriman öfkeyle üzerime yürüdü.
“Sen benim ailemi rezil ettin!”
“Hayır,” dedim sakin bir sesle. “Ben sadece gerçeği ortaya çıkardım.”
Her şey aslında o sabah başlamıştı.
Kahvaltıda Neriman tabağıma bakıp, “Canım, bugün plaja gitmek için biraz fazla yemişsin galiba!” dediğinde herkesin gülmesi hâlâ aklımdaydı. O an yüzüm kızarmış, boğazım düğümlenmişti. Ama en çok Levent’in sessizliği canımı yakmıştı.
Sonraki günlerde Neriman’ın sözleri daha da ağırlaştı. Plaja giderken üzerime giydiğim pareoyu eleştirdi, fotoğraf çektirirken arkamda durmamı söyledi, hatta bir akşam diğer kadınlara dönüp benim “doğumdan sonra kendine bakmayı bıraktığımı” ima etti.
Ben ise her seferinde sustum.Çünkü oğlumuz henüz sekiz aylıktı. Tatilin huzursuzlukla geçmesini istemiyordum. Levent’in ailesiyle arasında kavga çıkmasını da istemiyordum.
Fakat dördüncü gün, odada yalnızken aynanın karşısına geçtim ve kendime uzun uzun baktım.
Evet, vücudum eskisi gibi değildi.Ama sekiz ay önce bir çocuk dünyaya getirmiştim.
Uykusuz geceler geçirmiş, günlerce doğru düzgün yemek yemeden bebeğimizle ilgilenmiş, onun ateşlendiği gecelerde sabaha kadar başında beklemiştim.
Bedenimdeki değişiklikler utanılacak bir şey değildi.Ben sadece bunu unutmuştum.
O gece telefonumda tesadüfen bir fotoğraf gördüm. Neriman, kahvaltıda söylediği sözlerin ardından beni gizlice çekmişti. Fotoğrafı aile grubuna göndermiş ve altına, “Plajda herkes dikkat etsin, yeni görüntümüz bu,” diye yazmıştı.
Mesajı görünce ellerim titredi.
İşte o anda bir karar verdim.
Kimseye bağırmayacaktım.
Kimseyle kavga etmeyecektim.Ama bir daha da kendimi savunmak için utanmayacaktım.
Telefonumdaki aile grubunu açtım ve sadece birkaç cümle yazdım.
Önce o sabah çekilmiş fotoğrafı paylaştım. Ardından son dört gün boyunca Neriman’ın benimle ilgili yazdığı ve söylediği sözlerin ekran görüntülerini ekledim.
Sonra da tatil evinin güvenlik kamerasından alınan kısa bir görüntüyü gönderdim.
Görüntüde Neriman’ın benim hakkımda diğer aile üyeleriyle konuştuğu açıkça görülüyordu.
Ama benim asıl gönderdiğim şey bunların hiçbiri değildi.Telefonumda, Neriman’ın kendi oğluyla yaptığı eski bir konuşma da vardı.
Aylar önce Levent’e gönderdiği bir mesajda benim doğumdan sonra psikolojik olarak zorlandığımı bildiğini, buna rağmen “biraz sert davranılırsa kendine geleceğimi” söylediğini yazmıştı
Bu taraf tutmak değil. Yanlış olanı söylemek.”
Bu cümleden sonra ailede kimse konuşmadı.
Derken Levent’in kız kardeşi Melis öne çıktı.
“Anne,” dedi, “aslında herkes senin ne yaptığını biliyor. Sadece bugüne kadar kimse karşı çıkmadı.”
Neriman’ın yüzündeki öfke bir anda çözüldü.
“Ben sadece şaka yapıyordum.”
Ben başımı salladım.
“Şaka, karşıdaki kişi de güldüğünde şakadır.”
Bu sözden sonra kimse cevap veremedi.
O gece aile fotoğrafı çekilmedi.
Herkes sessizce eve döndü.
Ben ise bebeğimizi kucağıma alıp sahile indim. Güneş yavaş yavaş denizin arkasına doğru inerken oğlumun minik ellerini tuttum.
Levent yanıma geldi.
Bir süre hiçbir şey söylemeden yanımda oturdu.
Sonunda,
“Özür dilerim,” dedi.
“Annemin söylediklerinden değil sadece… Ben sustuğum için de özür dilerim.”
Ona baktım.Biliyor musun, en çok onun sözleri değil, senin sessizliğin acıttı.”
Levent gözlerini denize çevirdi.
“Bir daha susmayacağım.”
Bu sözün kolayca söylenebileceğini biliyordum. Asıl önemli olan, bundan sonra davranışlarının değişip değişmeyeceğiydi.
Ertesi sabah Neriman yanıma geldi.
Elinde telefon vardı.
Bir süre konuşamadı.
Sonra,
“Özür dilemem gerektiğini biliyorum,” dedi.
Ben hiçbir şey söylemeden onu dinledim.
“Bazen insan başkasını küçümseyerek kendisini daha değerli hissediyor. Ben bunu yaptım. Sana da yaptım.”
İlk kez gözlerinde öfke değil, utanç gördüm.
“Beni affetmeni beklemiyorum,” diye ekledi. “Ama yaptığım şeyin yanlış olduğunu kabul ediyorum.”
O an ona sarılmadım.
Her şeyi bir anda unutmadım.
Çünkü bazı yaralar bir özürle hemen kapanmaz.
Ama başımı salladım.
“Özür dilemen önemli. Bundan sonra bunu davranışlarınla göstermen daha önemli.”
Neriman başını eğdi.
Aradan aylar geçti.
O tatilden sonra hayatımızda birçok şey değişti. Levent annesiyle arasına sağlıklı bir sınır koymayı öğrendi. Ben de başkalarının sözleri yüzünden kendimi küçültmemeyi öğrendim.Bir yıl sonra aynı sahile yeniden gittik.
Oğlumuz artık yürüyebiliyordu.
Plaja çıktığımızda üzerimde sevdiğim bir mayo vardı. Bedenimi saklamaya çalışmıyordum.
Neriman da yanımızdaydı.
Fotoğraf çekileceğimiz sırada bana baktı ve gülümsedi.
“Hazır mısın?” diye sordu.
“Hazırım,” dedim.
Fotoğraf çekildi.
O görüntüde kusursuz insanlar yoktu.
Sadece hayatın içinden bir aile vardı.
Ben, eskisinden farklı bedenimle ama eskisinden daha güçlü bir kadın olarak duruyordum.
Çünkü o tatilde öğrendiğim en önemli şey şuydu:
İnsanların seni nasıl gördüğü, senin değerini belirlemez. Bazen kendine verebileceğin en büyük hediye, başkalarının seni küçültmesine izin vermemektir.
Ve o gün gün batımına bakarken, aylar önce Neriman’ın söylediği o cümleyi hatırladım:
“Plaja gitmek için fazla yemişsin.”
Artık o söz canımı acıtmıyordu.
Çünkü aynaya baktığımda gördüğüm kadının, başkalarının alaylarından çok daha fazlası olduğunu biliyordum.
O kadın bir anneydi.
Bir eşti.
Ve en önemlisi, sonunda kendisinin tarafında olmayı öğrenmişti.