Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Mart’taki “Türkiye’ye el uzatanın eli, dil uzatanın dili yanar” çıkışı, aslında Tahran’dan gelen bu gizli tehditlere verilmiş en net yanıttı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ise “Türkiye üzerinde birkaç İran füzesi engellendi” itirafı, tehdidin sadece sözde kalmadığını, fiziksel bir boyuta ulaştığını gözler önüne serdi. İran tarafı, düşen füzeleri “teknik arıza” veya “İsrail’in sahte bayrak operasyonu” olarak tanımlayıp reddetse de, Türkiye-İran sınırına konuşlandırılan ek komando birlikleri ve keskin nişancı timleri, durumun vahametini kanıtlıyor.


Türkiye’ye karşı bir “insani kriz” başlatabileceği yönündeki şüpheleri artırıyor. 8 Nisan itibarıyla Türkiye’den İran’a gönderilen tıbbi yardım tırları diplomasiyi canlı tutmaya çalışsa da, Tahran’daki “Yeni Yüce Lider” Mücteba Hamaney döneminin getirdiği sertleşme politikası, Türkiye’nin bölgedeki manevra alanını daraltmayı hedefliyor.


Bugün gelinen noktada, İran’ın Türkiye’yi “NATO müttefiki olduğu için” doğrudan bir ça-t-ı-şma bölgesine çekme tehdidi, Ortadoğu’nun en tehlikeli denklemi haline gelmiş durumda. Türkiye, bir yandan insani yardımlarla komşuluk hukukunu korumaya çalışırken, diğer yandan sınır hattındaki “Sıfır Noktası”nda namluların ucundaki bu sinsi tehdide karşı tetikte bekliyor. Dünya şimdi, Nisan ayının sonuna doğru süresi dolacak olan o gizli diplomatik notaların ardından İran’ın bu tehditlerini bir adım öteye taşıyıp taşımayacağını merakla bekliyor.

Bunlar da İlginizi Çekebilir