Nermin de ilk kez içtenlikle gülümsedi.

“Biliyorum,” dedi. “Ama bugün biraz fazla alacağım.”

“Neden?”

Kadın başını köyün dışındaki tepeye çevirdi.

“Çünkü orada hâlâ aç olanlar var.”

Selçuk onun ne demek istediğini anlayıp başını salladı.

O gün Nermin, oğlunun mezarına gitti. Yanında birkaç parça et ve eski bir battaniye vardı. Mezarı başında uzun süre sessizce oturdu.

“Senin yaptığını sürdürebildim,” diye fısıldadı. “Ama artık bunu yalnız yapmıyorum.”

Tam kalkacakken yanına küçük, beyaz bir köpek geldi. Nermin eğilip onu sevdi. Köpek kuyruğunu sallayıp kadının peşine takıldı.

Nermin gözyaşlarının arasından gülümsedi.

Yıllarca oğlunun yokluğunu doldurmak için hayvanları kurtarmıştı. Sonunda anladı ki bazı insanlar hayatımızdan ayrılır, fakat sevgileri tamamen kaybolmaz. Bazen bir başkasının hayatına dokunarak yaşamaya devam eder.

O günden sonra köyde kimse Nermin'i “her gün altmış kilo et alan tuhaf kadın” diye anmadı.

Herkes ona başka bir isim verdi:

Hayat kurtaran kadın.

Ve Nermin, oğlunun hatırasını yaşatmanın en güzel yolunun geçmişe tutunmak değil, onun dünyaya bıraktığı iyiliği çoğaltmak olduğunu sonunda öğrenmişti.

Bunlar da İlginizi Çekebilir