Halam, dedemin ölümünden sonra üç çocuğumla birlikte çiftliği terk etmem için bana üç gün süre verdi; ama avukatın söylediği tek bir cümle onun yüzünü bembeyaz yaptı.
Halit Dedem beni büyüttü. Annemle babamı küçük yaşta bir trafik kazasında kaybettiğimde dünya başıma yıkılmıştı. O gün mezarlıkta elimi tutup, “Artık biz bizeyiz evlat,” dediğini dün gibi hatırlıyorum. O günden sonra hem dedem hem babam hem de en yakın dostum oldu.
Yıllar geçti. Çiftlik bizim hayatımızdı. Sabah ezanıyla kalkar, toprağın kokusunu içimize çeker, akşama kadar çalışırdık. Dedemin beli bükülmeye başladığında direksiyona ben geçtim. On yıl boyunca hasadı ben yönettim, hesapları ben tuttum, ilaçlarını ben verdim. Eşimi kaybettikten sonra üç çocuğumu da o evde, dedemin gölgesinde büyüttüm. Çiftlik sadece toprak değildi; bizim geçmişimizdi.
Halam ise yirmi yıl önce İstanbul’a taşınmıştı. Bayramdan bayrama arar, o da çoğu zaman para gerektiğinde. Hastaneye gelmedi. Dedemin elini son günlerinde tutmadı. Ama dedem vefat eder etmez ortaya çıktı.
Cenazeden bir gün sonra, son model siyah cipiyle avluya girdi. Gözünde pahalı güneş gözlükleri vardı. Arabadan inerken yüzünde ne hüzün ne de pişmanlık vardı; sadece hesap yapan birinin soğukluğu.
Evin içinde dolaşmaya başladı. Duvarlardaki eski fotoğraflara, dedemin el emeği dolaplara bakıp dudak büktü.
“Bu satılır.”
“Bu çok eski.”
Çocuklarım kapının eşiğinde sessizce duruyordu. Sanki kendi evlerinde değilmiş gibi.
Sonra beni mutfakta köşeye sıkıştırdı.
“Üç günün var,” dedi sırıtarak. “Bir müteahhitle anlaştım. Buraya modern villalar yapılacak. Yıkım haftaya başlıyor. İş dünyası böyle.”
Sanki hayatımız bir proje dosyasıydı.
O an içimdeki öfke ile çaresizlik birbirine karıştı. Son kuraklıkta zarar etmiştik. Bankaya borcum vardı. Gidecek başka yerim yoktu. Üç çocuğumu alıp nereye gidecektim?
Vasiyetin okunacağı gün küçük kasaba adliyesindeki odaya birlikte girdik. Halam kendinden emindi. Avukat masaya oturmadan önce, o çantasından bir tahliye bildirimi çıkarıp önüne koydu.
“Sadece süreci hızlandırıyorum,” dedi.
Boğazım düğümlendi. Sanki her şey bitmişti.
Avukat, gözlüğünü düzeltti. Sakin bir adamdı.
“Aslında bugün mülkü konuşmayacağız,” dedi.
Halam güldü.
“Ben onun tek çocuğuyum. Her şey bana ait. Lütfen okuyun.”
Avukat ağır ağır bir belge çıkardı.
“Üç gün önce… babanız artık bu çiftliğin sahibi değildi.”
Oda buz kesti. Halamın yüzündeki ifade ilk kez değişti.
“Bu da ne demek?” dedi sertçe.
Avukat ikinci cümleyi söyledi:
“Çiftlik, noter onaylı bir devirle torununa ve onun çocuklarına aile vakfı olarak bırakıldı. Satılamaz, devredilemez ve ipotek edilemez.”
Halamın yüzü bir anda bembeyaz oldu.
“Bu imkânsız!” diye bağırdı. “Benim haberim olmadan nasıl—”
Avukat sözünü kesmedi, sadece belgeyi masaya doğru çevirdi. Dedemin titrek ama kararlı imzası oradaydı devamı icin sonrki syfaya gecinz…

Bunlar da İlginizi Çekebilir