Eski Yastık Kılıfının Sırrı
Cenazeden sonra o kasvetli temizlik zamanı geldi. Samuel’in odasını topluyor, hastalığı hatırlatan eşyalardan bir an önce kurtulmaya çalışıyordum. Bir ara gözüm sandalyenin üzerine bırakılmış o yastığa takıldı. Yıllardır biriken öfkem aniden dışarı taştı. Bir daha asla bu “ödülü” hatırlamamak için yastığı kaptım ve parçalayıp çöpe atmaya karar verdim.
Eski kumaşın kenarından var gücümle asıldım. Yastık kılıfı bir çatırtıyla yırtıldı; ancak beklediğim eski kuş tüyleri ve toz bulutu yerine, yere tok bir sesle kağıt tomarları döküldü.
Dizlerimin bağı çözüldü. Titreyen ellerimle sararmış kağıtları yırtarak yere diz çöktüm. İçindekiler sadece paradan ibaret değildi. Orada hamiline yazılı banka tahvilleri, eski ve yeni basım yüksek değerli banknot desteleri ve birkaç kadife kese duruyordu. Keselerden birini açtığımda avucuma eski altın sikkeler ve üzerinde devasa bir safir olan ağır bir aile yadigarı yüzük düştü.
Bu zenginliğin arasında Samuel’in titrek eliyle yazılmış kısa bir not vardı: “Sustuğum için beni affet. Eğer para daha önce ortaya çıksaydı, ailemizi bozmasından korktum. Beni sadece ben olduğum için sevdiğinizi bilmek istedim. Sen beni yalnızlıktan kurtardın kızım. Şimdi ben de seni muhtaçlıktan kurtarıyorum.” Sabrın Gerçek Bedeli
Yerde, bu beklenmedik servetin ortasında oturmuş ağlıyordum; ama bu sevinç gözyaşları değil, bir anlık öfkemden duyduğum utancın gözyaşlarıydı. Samuel bir yoksul değildi. O, bir zamanlar her şeyini kaybetmiş ama aile mirasının kalıntılarını korumayı başarmış bir adamdı; bu mirası, onu zor gününde terk etmeyen kişiye son ve belirleyici bir hediye olarak saklamıştı.
Bu para, eşimle birlikte ipotek borcumuzu kapatmamızı ve çocuklarımıza hayal bile edemeyeceğimiz bir eğitim imkanı sunmamızı sağladı. Ama en değerli varlığımız, o eski yırtık yastık kılıfı olarak kaldı. Onu çerçeveletip çalışma odama astım. Bana her gün, gerçek şefkatin bir bedeli olduğunu ama mükafatının, artık beklemeyi bıraktığınız en beklenmedik anda geldiğini hatırlatıyor.