İmzalı. Noter onaylı. Resmi kaydı yapılmış. Geri alınamaz.
Babam her şeyi öngörmüştü. Zehra’nın ne yapabileceğini biliyordu. Ölümünden sonra bile beni koruyacak bir kalkan bırakmıştı.
Ağladım, güldüm, belgeleri hazine gibi göğsüme bastım.
“Teşekkür ederim baba,” diye fısıldadım. “Beni hiç bırakmadığın için.”
Ertesi sabah doğruca eve geri döndüm. Zehra ipek pijamalarıyla ithal kahvesini yudumluyordu. Tapuyu masaya bıraktığımda kaşını kaldırdı.
“Bu ne?” diye sordu.
Gözlerinin içine baktım. “Aslında bu ev benim. Babam bana bıraktı. Yasal olarak dokunamazsın.”
Yüzü çarpıldı. “Bu… olamaz… sen… bu adil değil!”
“Gayet adil,” dedim sakin bir sesle. “Beni ve babamın torunlarını sokağa atmaya çalıştın. Ama bu ev senin yıkacağın bir yer değil.”
Bağırdı: “Bir kağıt parçasıyla kazandığını mı sanıyorsun?”
“Sadece kağıt değil,” dedim. “Dışarıdaki polisler de aynı fikirde.”
Rengi attı. “Ne?”
İki polis içeri girdi. Gelmeden önce onları aramıştım. Tapunun geçerli olduğunu ve evin yasal sahibinin ben olduğumu doğruladılar.
“Yirmi dört saat içinde evi boşaltmanız gerekiyor,” dedi polislerden biri.
“Hiçbir yere gitmiyorum!” diye çığlık attı Zehra.
Ama Kerem belgeye bakıp mırıldandı: “Gerçek görünüyor.”
Zehra ona döndü. “Onun tarafında mısın?”
Omuz silkti. “Bunun için hapse girmem.”
Ve o an her şey bitti. Kapıyı çarparak çıktılar.
İlk kez o ev gerçekten bana aitti.
İki hafta sonra bebek odasını düzenlerken kapı öfkeyle yumruklandı. Zehra ve Kerem geri dönmüştü, bağırıyorlardı.
“Bu evi hak etmiyorsun!” diye çığlık atıyordu Zehra. “Benim o!”
Kapıyı açmadım. Polisi aradım.
Dakikalar içinde izinsiz giriş ve tacizden gözaltına alındılar. Zehra bağırıp çağırıyor, kendisine “borçlu olunduğunu” söylüyordu ama artık önemi yoktu.
O gece sessiz salonda battaniyeye sarılı oturdum. Tapu kucağımdaydı. Yukarı bakıp fısıldadım:
“Her şeyi düşünmüşsün, değil mi baba?”
Gerçekten de düşünmüştü.
Bir hafta sonra Emre’nin yeşil gözlerini taşıyan iki sağlıklı kız bebek dünyaya getirdim. Onlara Lale ve Zeynep adını verdim.
Şimdi her gece yanımda uyurlarken babamın varlığını hissediyorum — bu evin duvarlarında, pencereden esen rüzgârda, bizi saran sevgide.
Babam bana sadece bir ev bırakmadı. Güç bıraktı. Güven bıraktı. Dimdik durma cesareti bıraktı.
Zehra mı? O artık sadece acı bir anı.
Babam bana bir evden fazlasını verdi. Acı dolu bir hikâyenin son bölümünü… ve yeni bir başlangıcın ilk sayfasını.