“Hanımefendi, kazada hayatını kaybeden çocuğun DNA’sı sizinle eşleşmiyor.”
Dünyam bir kez daha yıkıldı ama bu kez farklı bir şekilde. Nefesim kesildi. “Ne demek eşleşmiyor?”
“Muhtemelen kimlik karışıklığı olmuş. O gün iki benzer yaşta çocuk aynı hastaneye getirildi.”
Aylar süren aramalar başladı. Polis kayıtları tarandı. Diğer çocuğun ailesine ulaşıldı. Ve bir gün, küçük bir Anadolu kasabasındaki hastaneden haber geldi: Kazadan ağır yaralı kurtulan bir çocuk uzun süre kimliği belirsiz şekilde tedavi görmüş, hafıza kaybı yaşamıştı.
Fotoğrafı gördüğümde dizlerimin üzerine çöktüm. O Arda’ydı.
Kerem haklıydı. “Abim yaşıyor,” demişti.
Arda’yı ilk kez altı ay sonra, bir rehabilitasyon merkezinde gördüm. Zayıflamıştı, yüzünde yara izleri vardı ama gözleri aynıydı. Bana bakarken tereddüt etti. Sonra yavaşça, “Anne?” dedi.
O an anladım…
Bazen çocuklar bizim göremediğimiz şeyleri görür. Bazen umut, mantığın sustuğu yerde konuşur. Kerem’in masum inancı, benim cesaret edemediğim gerçeğin kapısını aralamıştı.
Oğlumu ikinci kez kaybetmemiştim.
Ve o günden sonra, her sabah uyandığımda tek bir şeye şükrettim: Umudumu tamamen kaybetmemiş olmaya. Çünkü bazen mucizeler, bir çocuğun “Abim yaşıyor” demesiyle başlar.

Bunlar da İlginizi Çekebilir