Görüşmeye başladık. Olgun bir şekilde.

Akşam yemeği yapardı, işten sonra beni alırdı; birlikte televizyon izler, akşamları yürüyüşe çıkardık. Tutku yoktu, drama yoktu. Bu yaşta bir ilişkinin normalinin böyle olduğunu düşündüm.

Birkaç ay sonra birlikte eve çıkmayı önerdi. Uzun süre düşündüm ama bunun doğru bir karar olduğuna karar verdim. Kızım özgür olacaktı, ben de kendi hayatıma sahip olacaktım. Eşyalarımı topladım, gülümsedim ve her şey yolundaymış gibi davrandım. Oysa içimde bir huzursuzluk vardı.


İlk zamanlar gerçekten her şey sakindi. Evi birlikte kurduk, alışverişe çıktık, sorumlulukları paylaştık. Bana karşı ilgiliydi. Ben de rahatladım.

Sonra küçük şeyler olmaya başladı.

Müzik açtım — yüzünü buruşturdu.
Farklı bir ekmek aldım — iç geçirdi.
Bir fincanı yanlış yere koydum — yorum yaptı.

Tartışmadım. “Herkesin alışkanlığı vardır,” diye düşündüm.

Sonra sorular başladı.


Neredeydin?
Neden geç kaldın?
Kiminle konuştun?
Neden hemen cevap vermedin?

İlk başta kıskanç olduğunu sandım. Bu yaşta pek rastlanan bir şey değildir diye düşündüm.

Ama kısa süre içinde işler daha da kötüleşti 😢😲
Daha ben ağzımı açmadan, kendime bahaneler üretirken yakalamaya başladım kendimi.

Yemeklere takılmaya başladı. Ya çok tuzluydu, ya tuzsuzdu, ya da “eskiden daha iyiydi.” Bir gün sevdiğim eski şarkıları açtım. Mutfağa geldi ve,
“Şunu kapat. Normal insanlar böyle şeyler dinlemez,” dedi.
Kapattım. Ve nedense içimde kocaman bir boşluk hissettim.

İlk gerçek kırılma aniden oldu. Sinirliydi, ben basit bir soru sordum ve bağırdı. Sonra kumandayı duvara fırlattı. Parçalandı. Olduğum yerde durup izledim, sanki bu bana olmuyormuş gibi. Sonra özür diledi, yorgunluktan ve işten bahsetti. Ona inandım. İnanmak istedim.

Bunlar da İlginizi Çekebilir