Düğünümde Büyükannemin Gelinliğini Giymek İstedim

Beni büyüten kişi büyükannemdi. Annemi beş yaşındayken kaybettim. Babamı ise hiç tanımadım. Bana anlatılan hikâyeye göre, annem bana hamileyken babam onları terk etmiş ve bir daha geri dönmemişti. Büyükannem bu konuyu her açtığımda gözlerini kaçırır, “Bazı insanlar sorumluluktan kaçar,” derdi. Ben de daha fazla kurcalamazdım.

Çünkü hayatımda eksik olan bir şey yoktu. Büyükannem vardı.

Hem anne hem baba oldu bana. Okul gösterilerimde en ön sırada oturdu, hastalandığımda başucumda sabahladı, üniversiteyi kazandığım gün gözyaşlarını gizlemeye çalıştı. Büyüyüp başka bir şehre taşındığımda bile her hafta sonu yanına gittim. Küçük mutfağında çay içer, geçmişten konuşurduk.

Erkek arkadaşım evlenme teklif ettiğinde ilk aradığım kişi oydu. Telefonda ağladığını hâlâ hatırlıyorum. “Dedeni bugün daha çok özledim,” demişti. “Sen gelin olurken yanında olmayı çok istiyorduk.”

Ama o günü göremedi. Düğüne birkaç ay kala kalp yetmezliğinden vefat etti. Hayatımda ilk kez gerçekten yalnız hissettim. Sanki köklerim sökülmüştü.

Cenazeden sonra evini toplamak için tekrar gittim. Dolabını açtığımda naftalin kokusu yüzüme çarptı. En arka köşede özenle saklanmış bir bohça vardı. Açtığımda gelinliğini gördüm. Dantelleri sararmıştı ama hâlâ zarifti. Parmaklarımı kumaşın üzerinde gezdirirken onu genç bir gelin olarak hayal ettim.

O an karar verdim. Düğünümde onun gelinliğini giyecektim.

Terziye götürmek yerine küçük düzeltmeleri kendim yapmaya niyetlendim. Onunla aramdaki bağı hissetmek istiyordum. Salondaki masaya gelinliği serdim, astarını dikkatlice incelemeye başladım. Tam iğneyi geçirecekken parmağıma sert bir çıkıntı takıldı. Kumaşın içinde bir şey vardı.

Kalbim hızlandı.

Astarın iç kısmında neredeyse görünmeyecek kadar ustaca dikilmiş küçük bir cep fark ettim. İnce makasla ipliği söktüm. İçinden katlanmış bir kâğıt çıktı. El yazısını görür görmez dizlerim titredi. Bu onun yazısıydı.

Derin bir nefes alıp mektubu açtım.

“Sevgili torunum,” diye başlıyordu. “Bu mektubu bir gün bulacağını biliyordum. Sana yıllarca sakladığım bir sır var. Gerçeği öğrenmeye hakkın var. Söylediğim yalan için beni affet — sandığın kişi değilim.”

Gözlerim satırların üzerinde kaydı.

Büyükannem, annemin ölümünün bana anlatıldığı gibi olmadığını yazıyordu. Annem bir trafik kazasında değil, uzun süredir mücadele ettiği bir hastalık nedeniyle hayatını kaybetmişti. Hastalığını benden saklamışlardı çünkü çocuk kalbimin bunu kaldıramayacağını düşünmüşlerdi devamı icin sonrki syfaya ilerlyn...

Ama asıl sarsıcı olan babamla ilgiliydi.

Babam annemi terk etmemişti.

Tam tersine, annem hastalandığında yanında kalmış, hastane koridorlarında sabahlamıştı. Ben doğduktan sonra da bizimle yaşamıştı. Ancak annemin ölümünden sonra büyük bir yıkım yaşamış, psikolojik olarak çökmüştü. Büyükannem, beni istikrarsız bir hayatın içine çekmemek için babamı uzaklaştırmaya karar vermişti. Onu kötü biri olarak anlatmasının sebebi buydu.

“Baban seni hiç terk etmedi,” diyordu mektupta. “Onu uzaklaştıran bendim. Çünkü seni korumak istedim. Belki hata yaptım. Ama o seni her zaman sevdi.”

Mektubun sonunda bir adres ve bir isim vardı.

Babamın adı.

Gözyaşlarım kâğıdın üzerine damladı. Yıllarca içimde taşıdığım boşluk bir anda şekil değiştirmişti. Öfke, şaşkınlık, özlem… Hepsi birbirine karıştı. Büyükanneme kızmalı mıydım? Yoksa beni korumak için yaptığı fedakârlığı mı görmeliydim?

O gece uyuyamadım. Sabah olduğunda kararımı vermiştim.

Adrese gittim.

Kapıyı orta yaşlı, yorgun bakışlı bir adam açtı. Gözleri… gözleri benimkilerle aynıydı. İkimiz de bir an konuşamadık. Sonra titrek bir sesle adımı söyledim.

Adamın yüzü çözüldü. Gözleri doldu.

“Yıllardır bu anı bekledim,” dedi.

Saatlerce konuştuk. Fotoğraflar gösterdi. Annemin hamilelik dönemine ait görüntüler, doğduğum gün çekilmiş bir kare… Kucağında beni tutuyordu. Terk edilmiş bir çocuk değildim. Sevilmiştim.

Büyükannem yalan söylemişti, evet. Ama o yalanın içinde korku ve koruma vardı. Yanlış bir karar vermişti belki ama niyeti sevgiydi.

Düğün günü geldiğinde büyükannemin gelinliğini giydim. Aynaya baktığımda yalnız olmadığımı hissettim. Yanımda onun hatırası, kalbimde annemin sevgisi ve salonda ilk sırada oturan babam vardı.

Nikâh memuru soruyu sorduğunda gözlerim doldu. Çünkü artık geçmişim bir sır değildi. Eksik bir hikâye değildi.

Tören bitince babam yanıma geldi. “Annen seni böyle görmek isterdi,” dedi.

O an anladım.

Bazen bizi korumak için söylenen yalanlar, yıllar sonra gerçeğin kapısını açar. Önemli olan, o kapıyı cesaretle aralamaktır.

Ben o kapıyı açtım.

Ve o gün sadece evlenmedim — ailemin yarım kalan hikâyesini de tamamladım
kâğıdın üzerine damladı. Yıllarca içimde taşıdığım boşluk bir anda şekil değiştirmişti. Öfke, şaşkınlık, özlem… Hepsi birbirine karıştı. Büyükanneme kızmalı mıydım? Yoksa beni korumak için yaptığı fedakârlığı mı görmeliydim?

O gece uyuyamadım. Sabah olduğunda kararımı vermiştim.

Adrese gittim.

Bunlar da İlginizi Çekebilir