DEPREMDEN SONRA KIZIMI KAPININ DIŞINDA BIRAKTILAR… İKİ HAFTA SONRA BABAM BENİ ARAYIP “EVİMİZİ KURTAR” DEDİ
BÖLÜM 1
Üçüncü arama ancak gece yarısına doğru düştü.
Dr. Selin Erdem, Hatay Devlet Hastanesi’nin acil servisinde otuz saate yakın süredir ayaktaydı.
Depremden sonra koridorlar yaralılarla dolmuştu.
Sedye yetmiyordu.
Elektrik birkaç kez kesilmişti.
Dışarıdan ambulans sirenleri, içeriden çocuk ağlamaları geliyordu.
Selin bir hastanın dikişini tamamladığı sırada telefon ekranında kızının adını gördü.
Duru.
On yedi yaşındaki kızı.
Selin hemen cevap verdi.
—Anne…
Duru’nun sesi çok küçüktü.
Selin eldivenlerini çıkarıp merdiven boşluğuna geçti.
—Neredesin?
—Dedemlerin apartmanının önündeyim.
Selin’in yüzü gerildi.
—Önünde mi?
—Kapıyı açmadılar.
Bir an için hastanedeki bütün sesler uzaklaştı.
Deprem Selin’in evinde ciddi hasar bırakmıştı. Balkon duvarı çatlamış, salonun tavanından sıva dökülmüş, doğalgaz kesilmişti.
Selin hastaneden ayrılamadığı için Duru’yu annesi Naciye ile babası Kemal’in yanına göndermişti.
Orası güvenli olmalıydı.
En azından Selin öyle düşünmüştü.
—Baban nerede?
—Belediye ekibiyle mahallede.
—Dedene söyledin mi?
—Dede kapıyı açmadı. Anneannem pencereden baktı.
Selin gözlerini kapattı.
—Ne dedi?
Duru birkaç saniye sustu.
—“Ev dolu” dedi.
Selin’in içi buz kesti.
Evde kimler vardı?
Ablası Figen.
Figen’in kocası iki yıl önce evi terk etmişti.
O zamandan beri iki çocuğuyla anne babasının yanında yaşıyordu.
Kira vermiyordu.
Elektrik faturalarının çoğunu Selin ödüyordu.
Kemal’in tansiyon ilaçlarını Selin alıyordu.
Naciye’nin özel hastane kontrollerini Selin karşılıyordu.
Figen’in oğlunun dershane parasını bile geçen yıl Selin yatırmıştı.
Ama şimdi kendi kızı kapının dışındaydı.
—Duru, sakın oradan ayrılma.
—Anne, hava çok soğuk.
Selin dişlerini sıktı.
—Seni Yasemin teyzen alacak.
Komşuları Yasemin telefonu ilk çalışta açtı.
—Duru mu? Hemen çıkıyorum.
Sonra Selin annesini aradı.
Naciye sakin bir sesle cevap verdi.
—Kızım, hastane nasıl?
—Duru neden dışarıda?
Kısa bir sessizlik oldu.
—Selin, ev zaten kalabalık.
—O benim kızım.
—Biliyorum.
—Deprem oldu.
—Hepimiz deprem yaşadık.
Selin’in sesi alçaldı.
—On yedi yaşında bir çocuğu gece sokakta bıraktınız.
Naciye iç çekti.
—Abartma. Yasemin alır.
—Bunu önceden konuşmuştuk.
—Figen’in çocukları korkuyor. Odaları dolu.
—Duru korkmuyor mu?
Naciye bu kez sessiz kaldı.
Selin devam etti:
—Anne, sana bir şey soracağım. Figen’in çocukları torunun da Duru değil mi?
—Konuyu çarpıtıyorsun.
—Hayır. İlk kez doğru yerinden tutuyorum.
Naciye’nin sesi sertleşti.
—Bu kadar yıl ailene yardım ettin diye herkes senin istediğini yapmak zorunda değil.
Selin bir anda sakinleşti.
Bu sakinlik Naciye’nin hoşuna gitmezdi.
Çünkü Selin bağırdığında hâlâ tartışma vardı.
Sessizleştiğinde karar verirdi.
—Tamam —dedi Selin.
—Ne tamam?
—Hiç.
Telefonu kapattı.
O gece sabaha kadar çalıştı.
Bir çocuk ameliyata alındı.
Bir yaşlı adamın kalbi iki kez durdu.
Bir kadın enkazdan çıkarıldıktan sonra ilk kez oğlunun adını söyledi.
Selin hepsine yetişti.
Ama aklının bir köşesinde tek bir görüntü vardı:
Duru.
Apartmanın demir kapısının önünde.
Omzunda çantası.
Üzerinde gri montu.
Beklerken kendisini fazlalık sanan yüzü.
Ertesi sabah eve döndüğünde eşi Baran onu kapıda karşıladı.
—Duru Yaseminlerde uyudu.
Selin başını salladı.
—Bir şey söyledi mi?
Baran tereddüt etti.
—“Anneanne beni sevmiyor mu?” diye sordu.
Selin o anda gerçekten kırıldı.
Kapının kapanması değildi onu yıkan.
Kızının, sevilmek için daha az yer kaplaması gerektiğini düşünmesiydi.
Bilgisayarını açtı.
Banka hesabına girdi.
Her ay otomatik gönderilen ödemeler ekranda sıralandı.
Anne babasının ev kredisi.
Elektrik.
Doğalgaz.
Özel sağlık sigortası.
Figen’in oğlunun okul taksiti.
Babası Kemal’in kullandığı otomobilin kredi ödemesi.
Baran sessizce arkasında duruyordu.
—Ne yapacaksın?
Selin ilk talimatı iptal etti.
Sonra ikincisini.
Üçüncüsünü.
Dördüncüsünü.
—Geç kaldığım bir şeyi.
Baran kaşlarını çattı.
—Emin misin?
Selin ona baktı.
—Kızımı kapının dışında bırakan bir evin kredisini neden ben ödüyorum?
O gün öğleden sonra Naciye aradı.
Selin telefonu açmadı.
Bir saat sonra Kemal aradı.
Sonra Figen.
Geceye kadar on iki cevapsız çağrı birikti.
Selin hiçbirine dönmedi.
Ama sadece ödemeleri kesmekle yetinmedi.
Son beş yılın banka hareketlerini indirdi.
Dekontları tarih sırasına koydu.
Babası adına ödediği borçları çıkardı.
Figen’in çocukları için yaptığı transferleri ayırdı.
Sonra bir dosya hazırladı.
Baran masadaki kalın klasöre baktı.
—Bunu kime vereceksin?
Selin cevap vermedi.
Çünkü iki gün önce hastanenin enkaz kayıtlarını kontrol ederken babasının adına düzenlenmiş bir belge görmüştü.
Belgede Kemal Erdem’in, depremden bir hafta önce aile evini ipotek göstererek çok büyük bir kredi çektiği yazıyordu.
Ama daha tuhaf olan şuydu:
Kefil olarak Selin’in adı vardı.
İmza da onun imzasına benziyordu.
Selin o belgeyi hayatında hiç imzalamamıştı.
Ve kredi parası depremden sadece üç gün önce Figen’in hesabına aktarılmıştı.
Selin klasörü kapattı.
Baran tekrar sordu:
—Selin, kime götürüyorsun bunu?
Selin sakin bir sesle cevap verdi:
—Önce bankaya.
Sonra pencereye doğru yürüdü.
—Sonra savcılığa.
Baran dondu.
Selin devam etti:
—Çünkü annem Duru’yu kapının dışında bırakırken sadece odaları dolu değildi.
Bir süre sustu.
—Bence ev çoktan bizim olmaktan çıkmıştı.
Ve Selin henüz bilmiyordu ki iki hafta sonra babası onu ağlayarak arayıp tek bir cümle söyleyecekti:
—Kızım… Figen evi sattı.devamı diğer sayfada
DEPREMDEN SONRA KIZIMI KAPININ DIŞINDA BIRAKTILAR… İKİ HAFTA SONRA BABAM BENİ ARAYIP “EVİMİZİ KURTAR” DEDİ
BÖLÜM 1
Üçüncü arama ancak gece yarısına doğru düştü.
Dr. Selin Erdem, Hatay Devlet Hastanesi’nin acil servisinde otuz saate yakın süredir ayaktaydı.
Depremden sonra koridorlar yaralılarla dolmuştu.
Sedye yetmiyordu.
Elektrik birkaç kez kesilmişti.
Dışarıdan ambulans sirenleri, içeriden çocuk ağlamaları geliyordu.
Selin bir hastanın dikişini tamamladığı sırada telefon ekranında kızının adını gördü.
Duru.
On yedi yaşındaki kızı.
Selin hemen cevap verdi.
—Anne…
Duru’nun sesi çok küçüktü.
Selin eldivenlerini çıkarıp merdiven boşluğuna geçti.
—Neredesin?
—Dedemlerin apartmanının önündeyim.
Selin’in yüzü gerildi.
—Önünde mi?
—Kapıyı açmadılar.
Bir an için hastanedeki bütün sesler uzaklaştı.
Deprem Selin’in evinde ciddi hasar bırakmıştı. Balkon duvarı çatlamış, salonun tavanından sıva dökülmüş, doğalgaz kesilmişti.
Selin hastaneden ayrılamadığı için Duru’yu annesi Naciye ile babası Kemal’in yanına göndermişti.
Orası güvenli olmalıydı.
En azından Selin öyle düşünmüştü.
—Baban nerede?
—Belediye ekibiyle mahallede.
—Dedene söyledin mi?
—Dede kapıyı açmadı. Anneannem pencereden baktı.
Selin gözlerini kapattı.
—Ne dedi?
Duru birkaç saniye sustu.
—“Ev dolu” dedi.
Selin’in içi buz kesti.
Evde kimler vardı?
Ablası Figen.
Figen’in kocası iki yıl önce evi terk etmişti.
O zamandan beri iki çocuğuyla anne babasının yanında yaşıyordu.
Kira vermiyordu.
Elektrik faturalarının çoğunu Selin ödüyordu.
Kemal’in tansiyon ilaçlarını Selin alıyordu.
Naciye’nin özel hastane kontrollerini Selin karşılıyordu.
Figen’in oğlunun dershane parasını bile geçen yıl Selin yatırmıştı.
Ama şimdi kendi kızı kapının dışındaydı.
—Duru, sakın oradan ayrılma.
—Anne, hava çok soğuk.
Selin dişlerini sıktı.
—Seni Yasemin teyzen alacak.
Komşuları Yasemin telefonu ilk çalışta açtı.
—Duru mu? Hemen çıkıyorum.
Sonra Selin annesini aradı.
Naciye sakin bir sesle cevap verdi.
—Kızım, hastane nasıl?
—Duru neden dışarıda?
Kısa bir sessizlik oldu.
—Selin, ev zaten kalabalık.
—O benim kızım.
—Biliyorum.
—Deprem oldu.
—Hepimiz deprem yaşadık.
Selin’in sesi alçaldı.
—On yedi yaşında bir çocuğu gece sokakta bıraktınız.
Naciye iç çekti.
—Abartma. Yasemin alır.
—Bunu önceden konuşmuştuk.
—Figen’in çocukları korkuyor. Odaları dolu.
—Duru korkmuyor mu?
Naciye bu kez sessiz kaldı.
Selin devam etti:
—Anne, sana bir şey soracağım. Figen’in çocukları torunun da Duru değil mi?
—Konuyu çarpıtıyorsun.
—Hayır. İlk kez doğru yerinden tutuyorum.
Naciye’nin sesi sertleşti.
—Bu kadar yıl ailene yardım ettin diye herkes senin istediğini yapmak zorunda değil.
Selin bir anda sakinleşti.
Bu sakinlik Naciye’nin hoşuna gitmezdi.
Çünkü Selin bağırdığında hâlâ tartışma vardı.
Sessizleştiğinde karar verirdi.
—Tamam —dedi Selin.
—Ne tamam?
—Hiç.
Telefonu kapattı.
O gece sabaha kadar çalıştı.
Bir çocuk ameliyata alındı.
Bir yaşlı adamın kalbi iki kez durdu.
Bir kadın enkazdan çıkarıldıktan sonra ilk kez oğlunun adını söyledi.
Selin hepsine yetişti.
Ama aklının bir köşesinde tek bir görüntü vardı:
Duru.
Apartmanın demir kapısının önünde.
Omzunda çantası.
Üzerinde gri montu.
Beklerken kendisini fazlalık sanan yüzü.
Ertesi sabah eve döndüğünde eşi Baran onu kapıda karşıladı.
—Duru Yaseminlerde uyudu.
Selin başını salladı.
—Bir şey söyledi mi?
Baran tereddüt etti.
—“Anneanne beni sevmiyor mu?” diye sordu.
Selin o anda gerçekten kırıldı.
Kapının kapanması değildi onu yıkan.
Kızının, sevilmek için daha az yer kaplaması gerektiğini düşünmesiydi.
Bilgisayarını açtı.
Banka hesabına girdi.
Her ay otomatik gönderilen ödemeler ekranda sıralandı.
Anne babasının ev kredisi.
Elektrik.
Doğalgaz.
Özel sağlık sigortası.
Figen’in oğlunun okul taksiti.
Babası Kemal’in kullandığı otomobilin kredi ödemesi.
Baran sessizce arkasında duruyordu.
—Ne yapacaksın?
Selin ilk talimatı iptal etti.
Sonra ikincisini.
Üçüncüsünü.
Dördüncüsünü.
—Geç kaldığım bir şeyi.
Baran kaşlarını çattı.
—Emin misin?
Selin ona baktı.
—Kızımı kapının dışında bırakan bir evin kredisini neden ben ödüyorum?
O gün öğleden sonra Naciye aradı.
Selin telefonu açmadı.
Bir saat sonra Kemal aradı.
Sonra Figen.
Geceye kadar on iki cevapsız çağrı birikti.
Selin hiçbirine dönmedi.
Ama sadece ödemeleri kesmekle yetinmedi.
Son beş yılın banka hareketlerini indirdi.
Dekontları tarih sırasına koydu.
Babası adına ödediği borçları çıkardı.
Figen’in çocukları için yaptığı transferleri ayırdı.
Sonra bir dosya hazırladı.
Baran masadaki kalın klasöre baktı.
—Bunu kime vereceksin?
Selin cevap vermedi.
Çünkü iki gün önce hastanenin enkaz kayıtlarını kontrol ederken babasının adına düzenlenmiş bir belge görmüştü.
Belgede Kemal Erdem’in, depremden bir hafta önce aile evini ipotek göstererek çok büyük bir kredi çektiği yazıyordu.
Ama daha tuhaf olan şuydu:
Kefil olarak Selin’in adı vardı.
İmza da onun imzasına benziyordu.
Selin o belgeyi hayatında hiç imzalamamıştı.
Ve kredi parası depremden sadece üç gün önce Figen’in hesabına aktarılmıştı.
Selin klasörü kapattı.
Baran tekrar sordu:
—Selin, kime götürüyorsun bunu?
Selin sakin bir sesle cevap verdi:
—Önce bankaya.
Sonra pencereye doğru yürüdü.
—Sonra savcılığa.
Baran dondu.
Selin devam etti:
—Çünkü annem Duru’yu kapının dışında bırakırken sadece odaları dolu değildi.
Bir süre sustu.
—Bence ev çoktan bizim olmaktan çıkmıştı.
Ve Selin henüz bilmiyordu ki iki hafta sonra babası onu ağlayarak arayıp tek bir cümle söyleyecekti:
—Kızım… Figen evi sattı.
BÖLÜM 1 SONU
BÖLÜM 2 — EVİ SATAN KİM, AİLEYİ SATAN KİM?
İki hafta sonra telefon çaldığında Selin ameliyathaneden yeni çıkmıştı.
Ekranda babasının adı vardı.
Kemal.
Son on dört gündür ailesinden gelen hiçbir aramayı açmamıştı.
Ama bu kez açtı.
Karşıdan ağlama sesi geldi.
—Kızım…
Selin yürümeyi bıraktı.
Babası kolay ağlayan bir adam değildi.
Çocukken Selin kolunu kırdığında bile gözünü kaçırıp sadece:
—Geçer.
demişti.
Şimdi sesi titriyordu.
—Ne oldu?
Kemal nefes almakta zorlandı.
—Figen evi sattı.
Selin birkaç saniye sustu.
—Ne demek sattı?
—Adamlar geldi. Tapu onlarınmış. Bir ay içinde çıkmamız gerektiğini söylediler.
Selin gözlerini kapattı.
Tahmin ettiği şey gerçek olmuştu.
—Baba, sen ne imzaladın?
—Ben…
—Ne imzaladın?
Kemal konuşamadı.
Sonra çok alçak sesle:
—Kredi evrakı sandım.
Selin duvara yaslandı.
—Kaç tane?
—Bilmiyorum.
—Bilmiyorum diye bir cevap yok.
Kemal ağlamaya başladı.
—Figen getirdi. “Selin kefil oldu, hiçbir şey olmaz” dedi.
Selin’in yüzü sertleşti.
—Ben hiçbir şeye kefil olmadım.
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
—Bunu biliyorum.
Selin gözlerini açtı.
—Ne zamandan beri?
Kemal cevap vermedi.
İşte asıl cevap buydu.
—Baba.
—Kızım…
—Benim imzamın sahte olduğunu ne zaman anladın?
Kemal ağladı.
—Bankadan telefon gelince.
—Ne zaman?
—Depremden önce.
Selin’in içinde bir şey kırıldı.
—Yani siz biliyordunuz.
—Annen bana söylemememi istedi.
Selin telefonu daha sıkı tuttu.
—Neden?
—Figen’in başı çok büyük beladaydı.
—Benim başımı belaya sokmak çözüm müydü?
Kemal sustu.
Selin’in sesi değişti.
Soğuk.
Net.
—Baba, yarın sabah saat dokuzda banka şubesinde ol.
—Kızım, bizi kurtaracak mısın?
Selin gözlerini kapattı.
—Gerçeği kurtaracağım.
Ve telefonu kapattı.
BANKA
Ertesi sabah Selin, Baran ve avukatları Esra ile bankaya gitti.
Kemal ile Naciye çoktan oradaydı.
İkisi de yaşlanmış görünüyordu.
Sanki iki haftada on yıl geçmişti.
Figen yoktu.
Şube müdürü dosyaları açtı.
İlk gerçek hemen ortaya çıktı.
Kredi, Kemal’in adına çekilmişti.
Teminat olarak aile evi gösterilmişti.
Selin ise müşterek borçlu ve kefil olarak görünüyordu.
Ama imza incelemesi ilk bakışta bile şüpheliydi.
Esra belgeyi tuttu.
—Selin Hanım bu tarihte Hatay’da değildi.
Şube müdürü bilgisayara baktı.
—İşlem şubede yapılmamış. Mobil onayla tamamlanmış.
Selin kaşlarını çattı.
—Ben onay vermedim.
—Sistemde sizin telefon numaranızdan doğrulama var.
Selin hemen kendi hattının kayıtlarını istedi.
Bir saat sonra gerçek daha da kötüleşti.
İşlem günü Selin’in hattı birkaç saatliğine yeni bir SIM karta yönlendirilmişti.
Başvuru Figen’in yaşadığı ilçedeki bir bayiden yapılmıştı.
Baran öfkeyle:
—Bu resmen kimlik hırsızlığı.
dedi.
Esra başını salladı.
—Ve banka dolandırıcılığı.
Selin annesine baktı.
Naciye gözlerini kaçırdı.
—Sen biliyor muydun?
—Ben sadece Figen’in paraya ihtiyacı olduğunu biliyordum.
—Ne için?
—Bir yatırım.
—Ne yatırımı?
Naciye cevap vermedi.
Kemal fısıldadı:
—Kuyum işi.
Selin babasına döndü.
—Ne?
Kemal ellerini yüzüne kapattı.
Figen, Adana’da bir adamla ortak kuyumcu dükkânı açacağını söylemişti.
Aileden para istemişti.
Kemal reddedince evin üzerine kredi çekme fikrini getirmişti.
“Selin kefil olur.”
“Zaten doktor, geliri yüksek.”
“Bir yıl içinde kapatırız.”
Sonra işler kötü gitmişti.
Borç büyümüştü.
Figen ikinci kredi için evi devretmişti.
Ve en sonunda, sahte vekâletle evi borç veren şirkete satmıştı.
Selin’in boğazı kurudu.
—Ev şu an kimin?
Şube müdürü bir şirket adı söyledi.
Akdeniz Varlık Yönetim A.Ş.
Esra hemen not aldı.
—Bu şirketi araştıracağım.
Selin annesine baktı.
—Duru’yu neden içeri almadın?
Naciye şaşırdı.
—Şimdi bunun sırası mı?
Selin gözlerini kısmadı bile.
—Tam sırası.
Naciye sustu.
—Figen mi istemedi?
Bu kez Kemal başını kaldırdı.
Selin bunu gördü.
—Baba?
Kemal gözlerini kapattı.
—Evet.
Naciye:
—Kemal!
diye çıkıştı.
Ama artık çok geçti.
Kemal devam etti:
—Duru evde olursa bazı dosyaları görür diye korktu.
Selin dondu.
—Ne dosyaları?
Kemal cevap verdi:
—Senin adına olanları.
Selin sandalyesini geriye itti.
İşte rejanın önünde bırakılan on yedi yaşındaki kızın gerçek sebebi buydu.
Yer yoktu diye değil.
Duru bir şey görmesin diye.
Selin annesine baktı.
—Sen torununu deprem gecesi sokağa bunun için mi bıraktın?
Naciye’nin gözleri doldu.
—Ben panikledim.
Selin sakin kaldı.
—Hayır.
—Kızım…
—Panikleyen insan yanlış yapar. Sen seçim yaptın.
Naciye ağlamaya başladı.
—Ben sadece Figen’i korumaya çalıştım.
Selin başını salladı.
—Hepiniz birini korumaya çalışırken başka birini feda ettiniz.
FIGEN’İN ORTAĞI
Esra’nın araştırması iki gün sürdü.
Akdeniz Varlık Yönetim sıradan bir şirket değildi.
Şirketin müdürü:
Serdar Akın.
Figen’in sözde kuyumculuk ortağı.
Daha da ilginç olan ise Figen’in şirketten hiç hisse almamış olmasıydı.
Selin belgeye baktı.
—Yani Figen de kandırılmış.
Esra başını salladı.
—Kısmen.
—Kısmen?
—Çünkü sahte imzaları o kullanmış. Ama ev satışından elde edilen paranın büyük kısmı Serdar’ın hesabına geçmiş.
Baran sordu:
—Figen nerede?
Esra telefonunu çevirdi.
—Şu anda bilmiyoruz.
Tam o sırada Selin’in telefonu çaldı.
Bilinmeyen numara.
Açtı.
—Alo?
Karşıdan Figen’in sesi geldi.
—Selin…
Selin sessiz kaldı.
—Neredesin?
Figen ağlıyordu.
—Beni bulmadan dinle.
—Neredesin?
—Serdar beni tehdit ediyor.
—Neden?
—Çünkü bütün belgeler bende.
Selin’in yüzü değişti.
—Hangi belgeler?
—Banka konuşmaları. Noter kaydı. Kopyalar. Her şey.
—Bunları neden sakladın?
Figen ağlayarak güldü.
—Çünkü bir gün bana da kazık atacağını biliyordum.
Selin gözlerini kapattı.
—Sen de herkese attın.
Figen sessiz kaldı.
—Biliyorum.
—Duru’yu neden dışarıda bıraktırdın?
Bu kez cevap geç geldi.
—O, masadaki dosyayı gördü.
Selin’in eli titredi.
—Ne gördü?
—Senin adını.
—Ve?
—Bana sordu. Ben de anneme onu içeri almamasını söyledim.
Selin artık hiçbir şey hissetmiyordu.
Sadece yorgunluk.
—Deprem gecesi.
—Evet.
—On yedi yaşındaki yeğenini.
Figen ağladı.
—O an çok korktum.
Selin acı bir şekilde gülümsedi.
—Hepiniz çok korkuyorsunuz.
Sonra sesi sertleşti.
—Ama nedense korkunuz hep başkasının canına mal oluyor.
TUZAK
Figen, Serdar’ın kendisini İstanbul’a kaçırmaya çalışacağını söyledi.
Esra hemen savcılıkla iletişime geçti.
Polis kontrollü teslim planı hazırladı.
Figen, Serdar’a elindeki belgeleri para karşılığında verecekmiş gibi davranacaktı.
Buluşma İskenderun yakınlarında boş bir depoda yapılacaktı.
Selin gitmedi.
Gitmek istemedi.
Ama Figen giderken ona tek bir mesaj gönderdi:
Bu kez gerçeği saklama.
Operasyon başarılı oldu.
Serdar yakalandı.
Arabasında sahte mühürler, boş vekâletnameler ve başka ailelere ait tapu fotokopileri bulundu.
Figen de gözaltına alındı.
Çünkü işbirliği yapması geçmişte işlediği suçları silmiyordu.
DURU’NUN CÜMLESİ
O gece Selin eve geldiğinde Duru salonda oturuyordu.
Kızının önünde ders kitabı açıktı.
Selin yanına oturdu.
—Sana bir şey söylemem lazım.
Duru başını kaldırdı.
Selin her şeyi anlattı.
İmza sahteciliğini.
Evi.
Figen’i.
Anneannesini.
Serdar’ı.
Duru uzun süre sustu.
Sonra:
—Anne, ben suçlu değilim değil mi?
Selin’in kalbi sıkıştı.
—Ne?
—Anneannemin beni içeri almamasına sebep ben değilim.
Selin hemen kızının ellerini tuttu.
—Hayır.
—Çünkü dosyayı görmüştüm.
—Hayır, Duru.
Selin kızının yüzüne baktı.
—Sen hiçbir şey yapmadın.
Duru’nun gözleri doldu.
—O gece çok düşündüm. Belki fazla soru sorduğum için istemediler diye.
Selin kızını sarıldı.
—Bir evde gerçeği görmek suç oluyorsa sorun sende değildir.
Duru ilk kez o gece gerçekten ağladı.
MAHKEME
Bir yıl sonra dava sonuçlandı.
Figen, nitelikli dolandırıcılık, sahtecilik ve kimlik bilgilerinin hukuka aykırı kullanılması suçlarından mahkûm edildi.
Serdar daha ağır ceza aldı.
Bankanın doğrulama süreçlerinde ciddi ihmal bulunduğu için Selin’in borç yükümlülüğü kaldırıldı.
Sahte vekâletle yapılan ev satışı iptal edildi.
Ev yeniden Kemal ile Naciye’nin adına geçti.
Ama Selin bunu öğrenince tek bir şey söyledi:
—Ben o evin tek kuruşunu artık ödemeyeceğim.
Kemal başını eğdi.
—Haklısın.
Naciye ağladı.
—Bizi nasıl bırakacaksın?
Selin cevap verdi:
—Sizi bırakmıyorum.
—Peki bu ne?
—Sorumluluğunuzu size geri veriyorum.
Naciye bu cümleyi uzun süre unutamadı.
ALTI AY SONRA
Kemal arabasını sattı.
Naciye özel sağlık sigortasını kapatıp devlet hastanesine dönmek zorunda kaldı.
İlk kez faturaları kendileri planladılar.
İlk kez Figen olmadan, Selin’in parasına güvenmeden yaşadılar.
Kolay olmadı.
Ama aç kalmadılar.
Evsiz de kalmadılar.
Sadece yıllardır başkasının sırtında taşıdıkları hayatı kendileri taşımaya başladılar.
Bir gün Naciye Selin’in evine geldi.
Bu kez kapıyı çaldı.
Duru açtı.
Naciye elinde küçük bir kutu tutuyordu.
—İçeri girebilir miyim?
Duru annesine baktı.
Selin karar vermedi.
Kızına bıraktı.
Duru birkaç saniye düşündü.
Sonra kapıyı biraz daha açtı.
—Girebilirsin.
Naciye ağlamaya başladı.
Ama Duru ona sarılmadı.
Henüz değil.
Selin bunu doğru buldu.
Affetmek zorunluluk değildi.
İKİ YIL SONRA
Hatay yeniden ayağa kalkıyordu.
Selin hâlâ hastanede çalışıyordu.
Duru üniversite sınavına hazırlanıyordu.
Bir akşam üçü birlikte sofradaydı.
Baran ekmek kesti.
Duru birden sordu:
—Anne, anneannem aradı mı?
—Aradı.
—Ne istedi?
Selin gülümsedi.
—Hiçbir şey.
Duru şaşırdı.
—Gerçekten mi?
—Sadece halimi sordu.
Duru başını salladı.
—Gelişme var.
Üçü de güldü.
Selin pencereden dışarı baktı.
Depremden sonra birçok bina çatlamıştı.
Bazıları yıkılmıştı.
Bazıları ise güçlendirilmişti.
Aileler de biraz öyleydi.
Her çatlak tamir edilmiyordu.
Her bina kurtarılmıyordu.
Ama sağlam kalacak olanı ayakta tutmak için bazen önce hasarın gerçek yerini görmek gerekiyordu.
Selin o gece Duru’yu rejanın dışında bırakan evi değil, kendi kızını seçmişti.
Sonra parasını seçmişti.
Sonra adını.
Sonra sınırlarını.
Ve en sonunda kendisini.
Telefonu çaldı.
Ekranda annesinin adı vardı.
Selin açtı.
—Alo?
Naciye’nin sesi sakindi.
—Kızım, müsait misin?
Selin masaya baktı.
Baran’a.
Duru’ya.
Sonra gülümsedi.
—Beş dakikam var.
Bu küçük cümle bile eski hayatından tamamen farklıydı.
Eskiden ailesinin ihtiyacı varsa Selin’in zamanı sonsuz sayılırdı.
Şimdi değildi.
Naciye bunu kabul etti.
—Tamam. Sadece iyi misin diye soracaktım.
Selin bir an sustu.
—İyiyim.
Ve gerçekten iyiydi.
Çünkü sevgi hâlâ vardı.
Ama artık faturası ona kesilmiyordu.