DEPREMDEN SONRA KIZIMI KAPININ DIŞINDA BIRAKTILAR… İKİ HAFTA SONRA BABAM BENİ ARAYIP “EVİMİZİ KURTAR” DEDİ
BÖLÜM 1
Üçüncü arama ancak gece yarısına doğru düştü.
Dr. Selin Erdem, Hatay Devlet Hastanesi’nin acil servisinde otuz saate yakın süredir ayaktaydı.
Depremden sonra koridorlar yaralılarla dolmuştu.
Sedye yetmiyordu.
Elektrik birkaç kez kesilmişti.
Dışarıdan ambulans sirenleri, içeriden çocuk ağlamaları geliyordu.
Selin bir hastanın dikişini tamamladığı sırada telefon ekranında kızının adını gördü.
Duru.
On yedi yaşındaki kızı.
Selin hemen cevap verdi.
—Anne…
Duru’nun sesi çok küçüktü.
Selin eldivenlerini çıkarıp merdiven boşluğuna geçti.
—Neredesin?
—Dedemlerin apartmanının önündeyim.
Selin’in yüzü gerildi.
—Önünde mi?
—Kapıyı açmadılar.
Bir an için hastanedeki bütün sesler uzaklaştı.
Deprem Selin’in evinde ciddi hasar bırakmıştı. Balkon duvarı çatlamış, salonun tavanından sıva dökülmüş, doğalgaz kesilmişti.
Selin hastaneden ayrılamadığı için Duru’yu annesi Naciye ile babası Kemal’in yanına göndermişti.
Orası güvenli olmalıydı.
En azından Selin öyle düşünmüştü.
—Baban nerede?
—Belediye ekibiyle mahallede.
—Dedene söyledin mi?
—Dede kapıyı açmadı. Anneannem pencereden baktı.
Selin gözlerini kapattı.
—Ne dedi?
Duru birkaç saniye sustu.
—“Ev dolu” dedi.
Selin’in içi buz kesti.
Evde kimler vardı?
Ablası Figen.
Figen’in kocası iki yıl önce evi terk etmişti.
O zamandan beri iki çocuğuyla anne babasının yanında yaşıyordu.
Kira vermiyordu.
Elektrik faturalarının çoğunu Selin ödüyordu.
Kemal’in tansiyon ilaçlarını Selin alıyordu.
Naciye’nin özel hastane kontrollerini Selin karşılıyordu.
Figen’in oğlunun dershane parasını bile geçen yıl Selin yatırmıştı.
Ama şimdi kendi kızı kapının dışındaydı.
—Duru, sakın oradan ayrılma.
—Anne, hava çok soğuk.
Selin dişlerini sıktı.
—Seni Yasemin teyzen alacak.
Komşuları Yasemin telefonu ilk çalışta açtı.
—Duru mu? Hemen çıkıyorum.
Sonra Selin annesini aradı.
Naciye sakin bir sesle cevap verdi.
—Kızım, hastane nasıl?
—Duru neden dışarıda?
Kısa bir sessizlik oldu.
—Selin, ev zaten kalabalık.
—O benim kızım.
—Biliyorum.
—Deprem oldu.
—Hepimiz deprem yaşadık.
Selin’in sesi alçaldı.
—On yedi yaşında bir çocuğu gece sokakta bıraktınız.
Naciye iç çekti.
—Abartma. Yasemin alır.
—Bunu önceden konuşmuştuk.
—Figen’in çocukları korkuyor. Odaları dolu.
—Duru korkmuyor mu?
Naciye bu kez sessiz kaldı.
Selin devam etti:
—Anne, sana bir şey soracağım. Figen’in çocukları torunun da Duru değil mi?
—Konuyu çarpıtıyorsun.
—Hayır. İlk kez doğru yerinden tutuyorum.
Naciye’nin sesi sertleşti.
—Bu kadar yıl ailene yardım ettin diye herkes senin istediğini yapmak zorunda değil.
Selin bir anda sakinleşti.
Bu sakinlik Naciye’nin hoşuna gitmezdi.
Çünkü Selin bağırdığında hâlâ tartışma vardı.
Sessizleştiğinde karar verirdi.
—Tamam —dedi Selin.
—Ne tamam?
—Hiç.
Telefonu kapattı.
O gece sabaha kadar çalıştı.
Bir çocuk ameliyata alındı.
Bir yaşlı adamın kalbi iki kez durdu.
Bir kadın enkazdan çıkarıldıktan sonra ilk kez oğlunun adını söyledi.
Selin hepsine yetişti.
Ama aklının bir köşesinde tek bir görüntü vardı:
Duru.
Apartmanın demir kapısının önünde.
Omzunda çantası.
Üzerinde gri montu.
Beklerken kendisini fazlalık sanan yüzü.
Ertesi sabah eve döndüğünde eşi Baran onu kapıda karşıladı.
—Duru Yaseminlerde uyudu.
Selin başını salladı.
—Bir şey söyledi mi?
Baran tereddüt etti.
—“Anneanne beni sevmiyor mu?” diye sordu.
Selin o anda gerçekten kırıldı.
Kapının kapanması değildi onu yıkan.
Kızının, sevilmek için daha az yer kaplaması gerektiğini düşünmesiydi.
Bilgisayarını açtı.
Banka hesabına girdi.
Her ay otomatik gönderilen ödemeler ekranda sıralandı.
Anne babasının ev kredisi.
Elektrik.
Doğalgaz.
Özel sağlık sigortası.
Figen’in oğlunun okul taksiti.
Babası Kemal’in kullandığı otomobilin kredi ödemesi.
Baran sessizce arkasında duruyordu.
—Ne yapacaksın?
Selin ilk talimatı iptal etti.
Sonra ikincisini.
Üçüncüsünü.
Dördüncüsünü.
—Geç kaldığım bir şeyi.
Baran kaşlarını çattı.
—Emin misin?
Selin ona baktı.
—Kızımı kapının dışında bırakan bir evin kredisini neden ben ödüyorum?
O gün öğleden sonra Naciye aradı.
Selin telefonu açmadı.
Bir saat sonra Kemal aradı.
Sonra Figen.
Geceye kadar on iki cevapsız çağrı birikti.
Selin hiçbirine dönmedi.
Ama sadece ödemeleri kesmekle yetinmedi.
Son beş yılın banka hareketlerini indirdi.
Dekontları tarih sırasına koydu.
Babası adına ödediği borçları çıkardı.
Figen’in çocukları için yaptığı transferleri ayırdı.
Sonra bir dosya hazırladı.
Baran masadaki kalın klasöre baktı.
—Bunu kime vereceksin?
Selin cevap vermedi.
Çünkü iki gün önce hastanenin enkaz kayıtlarını kontrol ederken babasının adına düzenlenmiş bir belge görmüştü.
Belgede Kemal Erdem’in, depremden bir hafta önce aile evini ipotek göstererek çok büyük bir kredi çektiği yazıyordu.
Ama daha tuhaf olan şuydu:
Kefil olarak Selin’in adı vardı.
İmza da onun imzasına benziyordu.
Selin o belgeyi hayatında hiç imzalamamıştı.
Ve kredi parası depremden sadece üç gün önce Figen’in hesabına aktarılmıştı.
Selin klasörü kapattı.
Baran tekrar sordu:
—Selin, kime götürüyorsun bunu?
Selin sakin bir sesle cevap verdi:
—Önce bankaya.
Sonra pencereye doğru yürüdü.
—Sonra savcılığa.
Baran dondu.
Selin devam etti:
—Çünkü annem Duru’yu kapının dışında bırakırken sadece odaları dolu değildi.
Bir süre sustu.
—Bence ev çoktan bizim olmaktan çıkmıştı.
Ve Selin henüz bilmiyordu ki iki hafta sonra babası onu ağlayarak arayıp tek bir cümle söyleyecekti:
—Kızım… Figen evi sattı.devamı diğer sayfada

Bunlar da İlginizi Çekebilir