Turgay ağır yaralanmıştı.
“Babanız—”
“Bana öyle demeyin.”
Cümlesini kestim.
Selçuk Bey sustu.
“Henüz değil.”
Başını anlayışla salladı.
“Turgay Bey kazadan sonra aylarca hastanede kalmış. O sırada ailesi annenize onun öldüğünü söylemiş.”
Nefesim kesildi.
“Ne?”
“Elimizde bunu kanıtlayan mektuplar var.”
Önüme bir zarf bıraktı.
Annemin el yazısını tanıdım.
Tarihi benim doğumumdan üç ay öncesine aitti.
Titreyen ellerimle açtım.
Mektubun yalnızca birkaç satırını okuyabildim.
Turgay, seni kaybettiğimi söylediler. Bebeğimiz doğduğunda ona seni anlatacağım ama seni bekleyerek hayatını mahvetmesine izin vermeyeceğim.
Gözlerim doldu.
“Bu mektup ona ulaşmış mı?”
“Hayır.”
“Peki Turgay annemin öldüğünü mü sanıyordu?”
“Bir süre.”
Bir süre?
Bu kelime içime takıldı.
“Bir süre ne demek?”
Selçuk Bey yüzüme dikkatle baktı.
“On yıl sonra gerçeği öğrenmiş.”
Ayağa kalktım.
Sandalyem geriye sürtündü.
“On yıl mı?”
“Evet.”
“Yani ben on yaşındayken yaşadığımı biliyordu.”
“Biliyordu.”
“Peki neredeydi?”
Cevap vermedi.
“Neredeydi!”
Sesim koridorda yankılandı.
Selçuk Bey sakin bir sesle konuştu.
“Anneniz görüşmesine izin vermemiş.”
Donup kaldım.
“Yalan söylüyorsunuz.”
“Keşke.”
Dosyadan başka bir mektup çıkardı.
Bu kez Turgay’ın el yazısıydı.
Neriman, yalnızca onu görmek istiyorum. Hayatına girmeyeceğim. Babası olduğumu söylemeyeceğim. Uzaktan bir kez göreyim yeter.
Altında annemin cevabı vardı.
Hayır. Çünkü sen görünürsen bir daha gitmezsin. O da seni tanırsa bir daha unutamaz. Biz sen olmadan yaşamayı öğrendik. Bizi yeniden parçalama.
Gözlerimi kapattım.
Annemin sesini duyar gibiydim.
Çocukken bana defalarca söylediği cümleyi hatırladım.
“Bazen bir insanı sevmek, ondan uzak durmayı da gerektirir.”
O zaman ne demek istediğini hiç anlamamıştım.
Şimdi anlıyordum.
Belki de anlamaya başlıyordum.
“Peki neden yirmi yıl boyunca beni aradı?”
“Çünkü anneniz öldükten sonra artık verdiği sözü tutmak zorunda olmadığını düşündü.”
Bu cümle beni yerime mıhladı.
“Anneme söz mü vermişti?”
“Evet. Siz küçükken size yaklaşmayacağına dair.”
“Sonra annem öldü.”
“Ve Turgay Bey sizi aramaya başladı.”
Başımı salladım.
“İki yıl önce annemi kaybettim. Ama siz yirmi yıldır aradığını söylediniz.”
Selçuk Bey dosyanın en altından başka bir belge çıkardı.
“Çünkü anneniz yıllar önce ortadan kaybolmuş.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne saçmalıyorsunuz? Annem hep benimleydi.”
“Resmî kayıtlarda değil.”
Bir an hiçbir şey anlayamadım.
Sonra belgeyi önüme çevirdi.
Annem soyadını değiştirmişti.
Ben küçükken taşındığımız şehir de kayıtlarda farklı görünüyordu.
“Anneniz sizi Turgay Bey’den saklamak için kimliğinin bazı bölümlerini değiştirmiş. Turgay Bey yıllarca sizi bulamamış.”
Kalbimdeki öfke yavaş yavaş başka bir şeye dönüşüyordu.