“Yıllarca bekledim,” diye yazmıştı. “Doğru kişi doğana kadar.”
Ben.
Kutunun dibinde küçük bir USB bellek vardı. Yanına iliştirilmiş kısa bir not: “Gerçeğin sesi.”
Bilgisayara taktığımda karşıma eski ses kayıtları, taranmış belgeler ve gizlice çekilmiş videolar çıktı. Büyükannem yıllar boyunca kanıt toplamıştı. Tapuların orijinalleri, imzaların sahte olduğunu kanıtlayan uzman raporları… Hepsi oradaydı.
Ama en sarsıcı olanı son kayıttı.
Büyükannem kameraya bakıyordu. Yorgundu ama gözleri kararlıydı.
“Eğer bunu izliyorsan,” dedi, “ben artık yokum. Ama sen varsın. Bu gerçeği ortaya çıkarmak senin seçimin. Sessiz kalırsan kimse seni suçlayamaz. Ama konuşursan… bazı insanlar sana düşman olacak.”
Duraksadı. Sonra yumuşak bir gülümseme belirdi yüzünde.
“Masalları hatırlıyor musun?” diye sordu. “Hepsinde bir bedel vardı. Ama sonunda iyiler kazanırdı. Çünkü biri cesur olmayı seçerdi.”
Bilgisayarı kapattım. Ellerim hâlâ titriyordu. Babamın yüzü gözümün önüne geldi. Öfkesi, hayal kırıklığı… Bu gerçeği öğrenirse ne olurdu? Aile dağılır mıydı? Yoksa yıllardır yanlış bir temelin üstünde mi duruyordu?
O gece uyuyamadım. Kanepeye oturdum. Elimi yıpranmış kumaşına koydum. Büyükannemin sesi kulaklarımda yankılandı. Masallar, çay kokusu, güven… Sabah olduğunda kararımı vermiştim.
Belgeleri bir avukata götürdüm. Sonra bir gazeteciyle görüştüm. Süreç aylar sürdü. Tehdit telefonları aldım. Ailem bana sırtını döndü. Babam haftalarca benimle konuşmadı. “Bunu yaparak her şeyi mahvettin,” dedi.
Ama gerçek ortaya çıktı.
Yıllar önce çalınan topraklar, usulsüz alınan miraslar, saklanan suçlar… Hepsi gün yüzüne çıktı. Mahkeme kararları açıklandı. Büyükannemin susturulan hikâyesi artık herkesin bildiği bir hakikat olmuştu.
Bir gün babam kapıma geldi. Yorgundu. Daha yaşlı görünüyordu.
“Haklıymış,” dedi sessizce. “Annen… annenin annesi… güçlü bir kadındı.”
Cevap vermedim. Sadece kanepeyi gösterdim.
O gün birlikte kanepeye oturduk. İlk defa kavga etmeden, suçlamadan. Sessizce.
Aylar sonra kanepeyi tamir ettirdim. İçindeki boşluğu kapattım ama kutuyu sakladım. Çünkü o boşluk artık benim için bir sır değil, bir mirastı.
Büyükannem bana para bırakmamıştı.
Bana cesareti bırakmıştı.
Ve ben her kanepeye oturduğumda, sırtımda o sivri gerçeği değil, kalbimde onun sesini hissediyorum:
“Doğru zamanda bulunan hakikat, insanı özgürleştirir.”

Bunlar da İlginizi Çekebilir