Kadın duyulmamak için kenara çekildi ve gözlerini kırpmadan olayı izledi. Birden, bir araba ani bir manevrayla durdu. Motor çalışır haldeydi; kapıyı süratle açan sürücü, köpeğin ağzındaki torbayı usulca ama profesyonelce kaptı ve araca binip hızla uzaklaştı.
Köpek, sanki hiçbir şey olmamışçasına geri döndü ve aynı yoldan sessizce yoluna devam etti. Gözleri dehşetle dolan kadın, kafasındaki sorulara cevap bulmaya çalışırken olayı unutmaya zorlansa da, sonraki sabah her şey yeniden yaşandı.
Aynı saatte, aynı yerde, aynı köpek ve yine o beyaz torba… Ve yine aynı araç, torbayı alıp uzaklaştı.
Merakına yenik düşen kadın, sessizce köpeği takip etmeye karar verdi. Yolunu gölge adımlarla izledi; köpek, şehrin biraz dışında, harabe bir binaya yanaştı. Kadın titreyen ellerle polisle irtibat kurmaya karar vermek üzereydi. Tam o anda binanın kapısı aralandı ve kapı açıklığından tanıdık bir yüz uzandı. Adam, köpeği selamladı, torbayı indirdi ve onu içeriye aldı.
Ertesi gün cesaretini toplayan kadın, binanın çevresini inceledi. Pencereler kapalıydı, sessizlik hâkimdi. Bahçeye baktığında bir kulübe fark etti; içi kimyasal kokularıyla dolu kutularla doluydu. Mutfak masasının üstünde, parlak bir lamba altında adam, toz halindeki bir maddeyi torbalara ayırıyordu. Köpek ise yanında, sadık bir yardımcının sessiz sükûnetiyle oturuyordu.