Beş yıl boyunca Ayşe Demir, gecenin bir yarısı karın ağrısıyla uyanıyordu. Ağrı aniden, hiçbir uyarı olmadan geliyor, onu öyle bir kıvrandırıyordu ki tüm evi uyandırmamak için yastığa bağırmak istiyordu. Ama kocası her seferinde aynı tepkiyi veriyordu.
— Bu sadece sıradan bir gastrit, — diye tersliyordu Mehmet, yorganı omzuna çekerek. — Kafanda büyütmeyi bırak.
Mehmet bir doktordu. Ayşe’nin bu kadar uzun süre susup katlanmasının nedeni de buydu. Eğer o böyle diyorsa, mutlaka doğrudur. Titreyen elleriyle hapları yutup suyla içtikçe kendini tekrar tekrar böyle ikna ediyordu.
Zamanla ağrı değişti. Daha derin, daha ağır bir hâl aldı. Bazen kaburgalarının altında bir şeyin yavaşça döndüğünü hissediyordu; sanki içinde ona ait olmayan, yabancı bir beden yaşıyordu. Son aylarda Ayşe’yi panik giderek daha sık sarıyordu.
— Mehmet… — diye fısıldıyordu geceleri. — İçimde bir şey hareket ediyor. Bunu hissediyorum. O… kıpırdıyor.
Mehmet yalnızca yorgunca iç çekiyordu.
— Sinirlerindir. Ya da spazm. İnternette saçma sapan şeyler okumayı bırak.
O gece ağrı sabaha karşı üç buçukta geldi. Bıçak saplanır gibi keskindi. Ayşe yatakta aniden doğruldu, nefes almaya çalışıyordu. Alnı bir anda terle kaplandı, karnı öyle şiddetle kasıldı ki iki büklüm oldu.
Mehmet komodinin lambasını yaktı, memnuniyetsizce gözlerini kıstı ve ona ağrı kesici dolu bir blister uzattı.
— İki tane al ve uyu. Sabah erken kalkacağım.
Ayşe itiraz etmeye çalıştı ama sesi kırıldı. Bunu çok net hissediyordu — içinde bir şey yavaşça hareket ediyor, sanki doğrudan derisinin altında kayıyordu.
— Lütfen… — diye fısıldadı. — Bu mide değil. İçeriden itiyor…
Mehmet bir anda yataktan fırladı.
— Yeter, Ayşe. Sakın ha doktora falan telefon etmeyesin.
Sabah Mehmet hastanedeki nöbetine gitti, Ayşe ise evde yalnız kaldı. Ağrı geçmedi. Karnı doğal olmayan bir şekilde şişmişti; sanki hamileliğin son aylarındaydı. Büyük bir çabayla banyoya ulaştı, geceliğini kaldırdı ve donup kaldı.
Derisinin altında bir şey hareket ediyordu. Yavaşça. Net bir şekilde.
Kapı zili çaldı. Alt kattaki yaşlı komşu Fatma, ev yapımı börek getirmişti. Ayşe’nin inlemelerini duyunca hiçbir şey sormadan hemen ambulansı aradı.
Yirmi dakika sonra sirenler apartman avlusundaki sabah sessizliğini parçaladı.
Acil serviste görevli cerrah Dr. Ali Yılmaz, Ayşe’nin karnını dikkatle muayene etti. Her geçen saniye yüzü biraz daha geriliyordu.
— Siz nasıl hâlâ hayattasınız? — ağzından kaçırdı.
Ameliyathane derhal hazırlandı. Yılmaz karın boşluğunu açtığında, bir an için olduğu yerde kaldı; gördüklerine inanamadı.
İçinden çıkardığı şey…
Devamı sonraki sayfada
Ali Yılmaz bir an için elindeki aleti indirdi. Önünde duran şey, meslek hayatı boyunca gördüğü hiçbir vakaya benzemiyordu. Ayşe’nin karın boşluğundan çıkarılan yapı ne tümör, ne kist, ne de bilinen bir parazitti. Yoğun, düzensiz bir kütleydi; kalın, koyu renkli zarlarla çevriliydi ve bu zarların altında hâlâ zayıf da olsa atan damarlar seçilebiliyordu. Doku cansız değildi. Dokunulduğunda tepki veriyor, hafifçe kasılıyordu.

Hemşirelerden biri istemsizce geri çekildi.

— Az önce… hareket etti mi? — diye fısıldadı.

Yılmaz cevap vermedi. Gözlerini, yıllar boyunca Ayşe’nin bedeninde yaşamış olan o şeyden ayıramıyordu. Bu klasik anlamda bir parazit değildi. Daha çok yarım kalmış bir organ gibiydi. Büyümüş, uyum sağlamış, Ayşe’nin bedeniyle birlikte yaşamayı öğrenmişti.

Ameliyat iki saatten fazla sürdü. Son parça da çıkarılıp kapaklı metal bir kaba yerleştirildiğinde, ameliyathanedeki gerginlik bir anlığına azaldı. Tam o sırada herkes donup kaldı.

Kaptaki kütle aniden kasıldı.

Sanki gecikmiş bir refleks gibiydi.

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

— Bunu hemen buradan çıkarın, — dedi Yılmaz alçak sesle. — İzole edin.

Ayşe yoğun bakıma alındı. Saatler boyunca durumu kritikti ama stabildi. Bedeni, yıllardır içinde taşıdığı yükten kurtulmuş gibi yeniden denge bulmaya çalışıyordu. Akşamüstüne doğru değerler yavaş yavaş normale dönmeye başladı.

Ayşe gözlerini açtığında hissettiği ilk şey garip bir boşluktu. İçinde daha önce hiç hissetmediği bir sessizlik vardı. Kaburgalarının altında o tanıdık baskı yoktu. Hareket yoktu. Sadece durgunluk.

Bandajlı karnına titreyerek dokundu ve sessizce ağlamaya başladı.

— Gitti… — diye fısıldadı. — Artık yok.

Ali Yılmaz yatağının yanındaydı. Ameliyatın acil olduğunu, zamanında müdahale edildiğini söyledi. Hayatını kurtardıklarını söyledi. Ama ne çıkardıklarını anlatmadı. Henüz.

Birkaç saat sonra Mehmet hastaneye geldi. Yüzü solgundu, gözlerinin altı çökmüştü. Doktor kimliğini takınmaya çalışsa da sesi onu ele veriyordu.

— Ne vardı? — diye sordu. — Tam olarak ne buldunuz?

Yılmaz ona uzun uzun baktı.

— Yıllarca görmezden gelinen belirtiler, — dedi sakin bir tonla. — Yıllarca dinlenmeyen bir beden.

Mehmet stres, gastrit, belirsiz semptomlar hakkında bir şeyler söylemeye başladı ama cerrahın bakışıyla sustu.

— Bugün ameliyat edilmeseydi, eşiniz sabaha çıkamazdı, — dedi Yılmaz net bir şekilde.

Sonraki günlerde vaka hastanede fısıltıyla konuşuldu. Alınan örnekler farklı laboratuvarlara gönderildi. Gelen raporlar belirsizdi: “kaynağı saptanamayan doku”, “sınıflandırılamayan yapı”, “ciddi anormallikler”. Kimse bunun ne olduğunu kesin olarak söyleyemedi.

Fatma her gün ziyarete geldi. Ayşe’nin elini tuttu, yanına oturdu.

— Önemli olan hayattasın, kızım, — dedi. — Gerisi hallolur.

Ayşe zayıf bir gülümsemeyle başını salladı. Buna inanmak istiyordu.

İki hafta sonra taburcu edildi. Eve döndüğünde daire ona yabancı geldi. Daha sessizdi. Daha boş. Mehmet içine kapanmıştı. Artık itiraz etmiyor, küçümsemiyordu. Geceleri huzursuz uyuyor, en ufak seste irkiliyordu.

Geceler en zoruydu.

Bir gece Ayşe aniden uyandı. Kalbi deli gibi atıyordu. Bir an için her şeyin geri geldiğini sandı.

Elini karnına koydu. Sadece ameliyat izi vardı. Başka hiçbir şey yoktu.

Derin bir nefes aldı.

Tam rahatlamışken başka bir şey hissetti.

Çok zayıf. Neredeyse fark edilemeyecek kadar hafif. Daha derinde, eskisinden daha aşağıda bir titreşim. Aynı hareket değildi. Daha çok bir yankı gibiydi. Bedende kalmış bir hatıra.

Ayşe kımıldamadan yattı.

Nefesini, kalp atışını dinledi. Birkaç saniye sonra his kayboldu. Hiç olmamış gibi.

Sabah Mehmet işe gitti. Ayşe banyoda aynanın karşısında uzun süre durdu. Yavaşça tişörtünü kaldırdı, izine baktı. Cilt sakindi. Hiçbir şey görünmüyordu.

Ama ameliyattan sonra ilk kez zihninde soğuk ve net bir düşünce belirdi.

Belki çıkarılan şey tek değildi.

Ve belki de her şey gerçekten gitmemişti.

Bunlar da İlginizi Çekebilir