Bebeğimi Sahilde Emzirirken Bir Kadın Beni Herkesin İçinde Telefonuyla Kayda Almaya Başladı... Ama Sekiz Yaşındaki Kızım Duru'nun Sorduğu Beklenmedik Bir Soru, Bir Anda Tüm Plajın Ona Sırtını Dönmesine Neden Oldu
Oğlum Emir henüz üç haftalıktı. Doğum yaptıktan sonra ilk kez çocuklarımla birlikte dışarı çıkıyordum.
Sekiz yaşındaki kızım Duru, haftalardır deniz kenarına gitmek istediğini söylüyordu. Hamileliğim boyunca bana büyük bir sabır göstermiş, kardeşi doğduktan sonra da bütün ilgimin bebeğe yönelmesini anlayışla karşılamıştı. Artık ona sadece ikimize ait huzurlu bir gün yaşatmanın zamanı geldiğini düşünüyordum.
Hazırlıklarımızı yapıp kalabalığın olmadığı sakin bir halk plajına gittik. İnsanlardan uzak bir köşeye yerleştik. Duru heyecanla kumdan kale yaparken Emir acıkıp ağlamaya başladı. Ben de şemsiyenin altına geçip ince bir müslin örtüsüyle tamamen kapanarak onu emzirmeye başladım. Dışarıdan bakıldığında sadece bebeğimi kucağımda tuttuğum görülebiliyordu.
Tam her şey yolunda giderken birkaç metre öteden küçümseyici bir ses yükseldi.
Başımı çevirdiğimde, elindeki telefonu doğrudan bana doğrultmuş bir kadının beni videoya çektiğini fark ettim. Yaklaşırken yüksek sesle konuşuyor, çevredeki insanların dikkatini özellikle üzerimize çekmeye çalışıyordu.
"Gerçekten inanılır gibi değil! İnsanlar artık ortalık yerde hiç çekinmeden emziriyor. Burada çocuklar da var, aileler de."
Sakin kalmaya çalışarak, "Üzerim tamamen örtülü. Sadece bebeğimin karnını doyuruyorum," dedim.
Kadın alaycı bir gülümsemeyle başını salladı.
"O zaman bunu gidip tuvalette yapın. Kimse sizin bu görüntünüze maruz kalmak zorunda değil."
O an bütün bakışların üzerimde olduğunu hissettim. Tartışacak gücüm yoktu. Sessizce eşyalarımızı toplamaya karar verdim. Fakat tam ayağa kalkacakken Duru elindeki küreği yere bıraktı ve kararlı adımlarla kadının yanına yürüdü.
Önce telefon ekranına dikkatlice baktı.
Sonra herkesin duyabileceği kadar yüksek ve sakin bir sesle tek bir soru sordu.
Kadının yüzündeki öfkeli ifade anında kayboldu.
Ne söyleyeceğini bilemedi. Olayın sonrasını diğer sayfada
Duru'nun sesi, dalga seslerini bile bastıracak kadar netti.
"Telefonunuzla annemi neden izinsiz çekiyorsunuz? Bunu paylaşmak için benim ve kardeşimin de görüntüsünü kaydettiğinizin farkında mısınız?"
Kadın bir an donup kaldı.
Telefonunu yavaşça aşağı indirdi. Az önce kendinden son derece emin görünen tavrı bir anda kaybolmuştu.
"Ben... sadece insanların görmesi gereken bir şeyi kaydediyorum," diye mırıldandı.
Duru hiç geri adım atmadı.
"Ama annem kimseye bir şey yapmadı. Siz ise bizi izin almadan çekiyorsunuz
Hangisi daha ayıp?"
Kadının verecek cevabı yoktu.
Bu sırada çevrede oturan birkaç kişi ayağa kalkmaya başladı.
Yakındaki şezlonglardan orta yaşlı bir adam yaklaştı.
"Küçük hanım haklı," dedi. "İnsanları gizlice kaydedemezsiniz."
Ardından yaşlı bir kadın söze girdi.
"Ben üç çocuk büyüttüm. O zamanlar emzirme odaları mı vardı? Anneler bebeklerini nerede acıkırlarsa orada emzirirdi."
Bir başka genç anne de bebeğini kucağına alarak yanımıza geldi.
"Ben de geçen ay aynı şeyi yaşadım. İnsanlar anneleri utandırmaya çalışıyor ama kimse bebeğin ihtiyacını düşünmüyor."
Kadın etrafındaki desteğin bana yöneldiğini görünce huzursuz olmaya başladı.
"Ben sadece fikrimi söyledim."
Orta yaşlı adam başını salladı.
"Fikir söylemek başka, insanları videoya çekip aşağılamak başka."
Kadın telefonunu çantasına koymaya çalışırken genç bir adam yaklaştı.
"Affedersiniz," dedi. "
Az önce sizi kayıt yaparken gördüm. Silmenizi rica ediyorum."
Kadın itiraz edecek gibi oldu.
"Silmek zorunda değilim."
Tam o sırada cankurtaran kulübesinden görevli iki personel yanımıza geldi.
Muhtemelen yükselen sesleri duymuşlardı.
"Bir sorun mu var?" diye sordular.
Orta yaşlı adam durumu sakin bir şekilde anlattı.
"Hanımefendi, bu anneyi ve çocuklarını izinsiz videoya aldı, sonra da yüksek sesle aşağılamaya başladı."
Görevliler kadına döndü.
"Doğru mu?"
Kadın omuz silkti.
"Sadece kamusal alandaydık."
Görevli sakince cevap verdi.
"Kamusal alanda olmanız başkalarını rahatsız etme veya hedef gösterme hakkı vermez. Lütfen görüntüleri silin."
Kadın bir süre telefonuna baktı.
Herkes sessizce onu izliyordu.
Sonunda galerisini açtı.
Videoyu buldu.
Görevliye göstererek sildi.
Görevli, "Çöp kutusundan da kaldırın lütfen," dedi.
Kadın bunu da yaptı.
Telefonunu kapatırken yüzündeki öfke yerini mahcubiyete bırakmıştı gorsele ilerleyn devamı sonraki sayfada....
Kimse alkışlamadı.
Kimse bağırmadı.
Sadece derin bir sessizlik oluştu.
Kadın çantasını omzuna taktı.
Tam gidecekken Duru yine konuştu.
"Size kızgın değilim."
Kadın şaşkınlıkla döndü.
"Ama keşke önce annemin neden burada olduğunu sorsaydınız. Kardeşim acıkmıştı."
Bu sözler beni beklemediğim kadar duygulandırdı.
Kadının gözleri kısa süreliğine yere indi.
Sessizce, "Haklısın," dedi.
Sonra bana döndü.
"Özür dilerim."
Sesindeki sertlik tamamen kaybolmuştu.
"Ben çocuk sahibi değilim. Böyle düşünmemiştim."
Başımı salladım.
"Önemli olan bundan sonra düşünmeniz."
Kadın ağır adımlarla plajdan uzaklaştı.
Ortam yeniden sakinleşmeye başlamıştı.
Biraz önce bizi izleyen insanlar şimdi gülümseyerek yanımıza geliyordu.
Yaşlı kadın çantasından küçük bir paket çıkardı.
"Ev yapımı kurabiyeler. Süt veren anneler aç kalmamalı."
Gülümseyerek teşekkür ettim.
Genç anne de yanıma oturdu.
Bir süre bebeklerimizden konuştuk.
Meğer oğluyla Emir arasında sadece iki hafta varmış.
Duru ise yeniden kumdan kalesine dönmüştü.
Az önce yaşananların sanki hiçbiri olmamış gibi çalışmaya başladı.
Yanına küçük bir kız geldi.
"Birlikte yapabilir miyiz?" diye sordu.
Duru gülümsedi.
"Tabii."
Kısa süre içinde dört çocuk birlikte devasa bir kale inşa etmeye başladı.
Onları izlerken içimdeki bütün gerginlik yavaş yavaş dağıldı.
Emir karnını doyurmuştu.
Kollarımda huzurla uyuyordu.
Tam eve dönmeye hazırlanırken cankurtaranlardan biri yanıma geldi.
"Bir şey söylemek istedim," dedi.
"Buyurun."
"Yıllardır burada çalışıyorum. İlk kez sekiz yaşındaki bir çocuğun, yetişkinlere bu kadar güzel bir ders verdiğini gördüm."
Duru bunu duyunca utangaç bir şekilde gülümsedi.
"Ben sadece annemi korudum."
Görevli başını salladı.
"Bazen en doğru şeyi çocuklar söyler."
Arabaya doğru yürürken Duru elimi tuttu.
"Anne..."
"Efendim?"
"Sen utanmış mıydın?"
Bir an düşündüm.
"Evet," dedim dürüstçe.
"Çünkü herkes bize bakıyordu."
Elimi daha sıkı tuttu.
Ama utanması gereken sen değildin."
Boğazım düğümlendi.
O an fark ettim ki son haftalarda Emir'e bakabilmek için elimden geleni yaparken Duru'nun ne kadar büyüdüğünü görememiştim.
Sekiz yaşındaki kızım, o gün bana sadece destek olmadı.
Bana cesaretimi de geri verdi.
O günden sonra oğlumu emzirirken bir daha asla başımı öne eğmedim.
Çünkü bir bebeği beslemek utanılacak bir davranış değildi.
Asıl utanılması gereken, bir annenin en doğal görevini yerine getirirken onu küçük düşürmeye çalışmaktı.
Ve ne zaman o günü hatırlasam, aklıma önce o kadının öfkesi değil, kumların üzerinde dimdik duran sekiz yaşındaki kızımın şu cümlesi geliyor:
"Annem sadece kardeşimi doyuruyor... Peki siz, neden insanların onurunu incitmeye çalışıyorsunuz?"
İşte o soru, o gün sadece bir kadını susturmadı.
Orada bulunan herkesin, yargılamadan önce anlamayı seçmesinin ne kadar önemli olduğunu da hatırlattı.