Bir gece Güneş’in ateşi yükseldi. Eskiden olsa termometreyi elimde tutarak tek başıma telaşlanırdım. Bu kez Levent doktorun önerilerini dinledi, çantayı hazırladı ve benimle birlikte hastaneye gitti. Bekleme salonunda kızını kucağında sallarken yorgunluktan gözlerini kapatıyordu. Eve döndüğümüzde sessizce, “Annen bunu haftalarca yapmış, ben bir gecede tükendim,” dedi. Ona cevap vermedim. Bazı gerçekleri insanın kendi yaşaması gerekiyordu.

Geçen pazar annem bize yemeğe geldi. Güneş kucağında gülerken Levent masaya bir zarf koydu. İçinde anneme yaptığı ilk borç ödemesinin dekontu vardı.

Annem kâğıda baktı, sonra sessizce katladı.

“Benim için asıl önemli olan bu değil,” dedi. “Bu eve geldiğimde kapıyı gönül rahatlığıyla çalabilmek.”

Levent başını önüne eğdi. “Bir daha kapıda hesap sorulmayacak,” dedi.

O an anladım: Bir evin gerçek zenginliği, kimin ne kadar para getirdiğiyle ölçülmüyordu. Asıl mesele, kapısını açtığımız insanların kendilerini misafir değil, değerli hissetmesiydi.

Annem o gün giderken arkasından baktım. Bu kez elinde bir fatura yoktu. Gülümseyerek el sallıyordu. Güneş de kucağımda ona elini uzatıyordu.

Ve ben kızımın büyüdüğünde şu gerçeği öğrenmesini istiyordum: Sevgi karşılıksız verilebilir; ama saygı, herkesin ödemesi gereken bir borçtur.

Bunlar da İlginizi Çekebilir