Düğün günü ailemin yanımda olmaması hâlâ içimi acıtıyordu. Babam Rıza, Baran'la evlenme kararımı kabul etmemiş, üstelik yüzüme karşı hayatımı mahvettiğimi söylemişti.
Aradan sekiz ay geçmişti.
Bir akşam kapımız çalındı. Kapıyı açtığımda karşımda babamı gördüm. Ancak yüzündeki ifade her zamankinden farklıydı. Elinde kalın bir dosya vardı.
Hiçbir şey söylemeden içeri girdi, dosyayı masanın üzerine bıraktı ve kapağını açtı.
“Eşini araştırması için birini tuttum,” dedi. “Senin sandığın kadar sıradan biri değilmiş.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Dosyadaki belgelere göz gezdirdim. Ardından Baran'a baktım. Babamın söylediklerini duyan eşimin yüzündeki renk bir anda çekilmişti.
“Baba, ne demek istiyorsun? Açıkça konuş.”
Rıza dosyadan birkaç fotoğraf çıkardı.
Fotoğraflardan birinde Baran, eski bir restoranın önünde duruyordu. Yanında tanımadığım insanlar vardı. Başka bir karede ise genç bir kadın ve küçük bir çocuk görünüyordu.
Babam fotoğrafı Baran'ın önüne koydu.
“Bu insanları tanıyor musun?”
Baran başını önüne eğdi.
O an içime büyük bir korku düştü.
“Baran?”
Eşim derin bir nefes aldı. Elindeki tahta kaşığı mutfak tezgâhına bıraktı ve salona geldi. Babamın karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Evet,” dedi. “Onları tanıyorum.”
Babam öne doğru eğildi.
“Onlara ne yaptın?”
Baran gözlerini kapattı.
“Ben onlara hiçbir kötülük yapmadım.”
“Öyleyse neden bu dosyada adın geçiyor?”
Baran birkaç saniye sustu.
“Çünkü yıllarca başlarına gelenlerden dolayı kendimi suçladım.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Bana neden hiç anlatmadın?”
Baran gözlerini bana çevirdi.
“Anlatmak istedim. Defalarca. Ama doğru zamanı bulamadım. Sonra da seni kaybetmekten korktum.”
“Benden gerçeği saklamanın sebebi bu muydu?”
“Evet.”
Babam sert bir ses tonuyla araya girdi.
“Artık hiçbir şeyi saklamanın anlamı yok. Her şeyi anlat.”
Baran başını salladı.
“Yıllar önce bir restoranda çalışıyordum. İşletmenin sahibi Selçuk adında bir adamdı. Dışarıdan başarılı ve saygın bir iş insanı gibi görünüyordu. Sürekli yeni şubeler açmaktan, işlerini büyütmekten bahsederdi. Ama çalışanlarına karşı hiç adil değildi.”
Baran anlatmaya devam etti.
“Bir gün mutfakta çalışan bir kadın, maaşlarının eksik yatırıldığını söyledi. Başka çalışanlar da aynı sorundan şikâyetçiydi. O sırada sadece yirmi iki yaşındaydım. Ne yapacağımı tam olarak bilmiyordum ama yapılanın yanlış olduğunu düşünüyordum.”
“Sonra ne oldu?” diye sordum.