Ön kapı açıldı ve içeri girer girmez koku yüzüme çarptı: yağ kokusu, sıcak pizza kutularının kartonu ve bir video oyununun anlamsız, gürültülü sesi. Midem bulandı.
Hâlâ hastane kıyafetlerim üzerimdeydi. Üzerimi değiştirmeyi unuttuğum için değil… buna gücüm olmadığı için. Birkaç saat önce acil servisteki doktor bana acıyan bir bakışla bakmış ve hayatımı ikiye bölen o cümleyi söylemişti.
Yine de eve girdim. Sessizce. Sanki varlığım bu evi rahatsız edecekmiş gibi.
Kocam Emre Yılmaz kanepede uzanmış, elinde oyun kumandasıyla televizyona kilitlenmişti. Yanında annesi Sevim Yılmaz, elinde tabletle oturuyordu; sanki evin hakimiymiş gibi.
İkisi de iyi olup olmadığımı sormadı.
Sevim başını bile kaldırmadan homurdandı:
“İyi ki geldin. Pizza söylemek zorunda kaldık. Ev de darmadağın.”
Emre sonunda bana döndü. Yüzünde öfke vardı; sanki eve gelmem büyük bir rahatsızlıkmış gibi.
“Saatin kaç olduğunun farkında mısın?” diye çıkıştı.
“Ben bütün gün çalışıyorum. Eve geliyorum, ortada yemek yok, yerler ıslak ve sen ortalıkta hayalet gibi dolaşıyorsun.”
Düşmemek için sırtımı duvara yasladım. Tüm vücudum sanki sıkılıp gücü alınmış gibiydi.
“Acil servisteydim,” dedim.
“Sana mesaj attım. Seni aradım.”
“Meşguldüm,” diye bağırdı Emre.
“Her zamanki gibi işten kaçmak için drama uyduruyorsun.”
Ona baktım. Şaşkınlığım yavaş yavaş buz gibi bir şeye dönüşüyordu.
“Düşük yaptım,” dedim düz bir sesle.
“Bebek artık yok.”
Bir an için oda sessizliğe büründü. Aptalca bir umutla yüzünde en azından biraz pişmanlık aradım.
Hiçbir şey yoktu.
Emre dudak büktü.
“Hayır yapmadın. Yalan söylüyorsun. Market alışverişini unuttun, şimdi de bahane uyduruyorsun.”
Sevim alaycı bir ses çıkardı; sanki acım onların düzenini bozmuştu.
Sonra Emre bana doğru bir adım attı. Çok yaklaştı.
Elimi kaldırdım. Kavga etmek için değil, sadece aramıza biraz mesafe koymak için.
“Emre, lütfen—”
“Lütfen” kelimesini duymadı bile.
Sesi bir anda patladı.
“Buraya öylece gelip—”
Yanağım yandı.
Başım yana savruldu. Dünya dönüyormuş gibi oldu. Düşmemek için koridordaki masaya tutundum.
Ona baktım. Şok içindeydim. Tokat attığı için değil… gerçeği bildikten sonra bunu yapabildiği için.
“Ben az önce hastanedeydim,” diye fısıldadım.
Emre kolunu tekrar kaldırdı.
Tam o anda havadaki atmosfer değişti.