Yani bana.
Ellerim titremeye başladı.
“Bu mümkün değil.”
Nilsu burnunu çekti.
“Ben de ilk gördüğümde böyle düşündüm.”
“Peki bu belgeyi kim buldu?”
Nilsu kutunun dibindeki son zarfı çıkardı.
“Dayım.”
Kaşlarımı çattım.
“Senin dayın yoktu.”
“Varmış.”
Bu kez gerçekten ayağa kalktım.
Yıllar boyunca sosyal hizmetlerden, polisten ve resmi kayıtlardan bana Nilsu’nun yakın akrabası olmadığı söylenmişti.
“Nerede bu adam?”
“Almanya’daymış. Annemle yıllar önce kavga etmişler. Aile tamamen kopmuş. Kazadan sonra haberi geç öğrenmiş. Türkiye’ye dönmeye çalışmış ama o sırada ben çoktan hastaneden çıkmışım ve evlat edinme süreci başlamış.”
“Peki şimdi neden ortaya çıktı?”
Nilsu derin bir nefes aldı.
“Çünkü sekiz ay önce bana ulaştı.”
İçimde yükselen öfkeyi bastırmaya çalıştım.
“Ve sen sekiz aydır benimle konuşmadın?”
“Başta ona inanmadım. Bana mesaj gönderdi. Annemin mektuplarını, eski fotoğrafları gösterdi. Sonra seninle ilgili belgeleri yolladı.”
“Benimle ilgili ne?”
Nilsu cevap vermedi.
Kutunun içinde gördüğüm diğer dosyayı aldım.
Dosyada benim üniversite yıllarıma ait bazı belgeler, eski adresler ve Belma’nın bana yazdığı ama hiç gönderilmemiş mektuplar vardı.
Birini açtım.
İlk satırda şu yazıyordu:
“Selim, bir gün kızım olursa, umarım hayatına senin gibi biri çıkar.”
Boğazım düğümlendi.
Devamını okumakta zorlandım.
Belma mektupta üniversite yıllarında bana âşık olduğunu yazıyordu.
Ben ise bunu hiçbir zaman fark etmemiştim.
Benden karşılık beklemediğini, arkadaşlığımızı kaybetmek istemediğini söylüyordu.
Sonraki yıllarda başka biriyle tanışmış ve evlenmişti.
Ama bir gün başına kötü bir şey gelirse, çocuğunun güvenebileceği insanlardan biri olarak beni görüyordu.
Sandalyeye çöktüm.
“Nilsu…”
Yanıma geldi.
“Elindeki kutunun üstünde benim senden korkunç bir şey sakladığım yazıyor. Ama o notu yazan kişi dayım değil.”
Başımı kaldırdım.
“Kim?”
Nilsu dudaklarını ısırdı.
“Dayımın eski eşi.”
Bu kez anlam veremedim.
Nilsu anlatmaya devam etti.
Dayısı Turgay, yıllar sonra Türkiye’ye dönmüş ve Nilsu’yu bulmaya çalışmıştı.
Fakat Turgay’ın eski eşi, Belma’dan kalan küçük bir arsanın ve banka hesabının Nilsu’ya geçtiğini öğrenmişti.
Mirasın değerinin yıllar içinde oldukça arttığını fark etmişti.
Nilsu reşit olduğunda mülk üzerinde tek başına söz sahibi olacaktı.
“Beni bulmalarının nedeni ben değildim,” dedi Nilsu. “Para.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Dayım söyledi. Eski eşi beni kandırmaya çalışınca her şeyi itiraf etti.”
“Peki kutu?”
“Beni senden uzaklaştırmak için hazırlamış.”
Kalbim sıkıştı.
“Nasıl yani?”
“Belgelerin hepsi gerçek. Ama aralarına bazı şeyler eklemiş.”
Nilsu kutudan bir kağıt çıkardı.
Bu, benim imzamı taşıyan bir evlat edinme evrakının kopyasıydı.
Altında ise el yazısıyla hazırlanmış başka bir not vardı.
Sanki ben Nilsu’yu, annesinden kalan mirası bildiğim için evlat edinmişim gibi gösteriliyordu.
“Bu sahte,” dedim.
“Biliyorum.”
“Sen bunu ne zamandır biliyorsun?”
“Üç aydır.”
Yüzüne baktım.
“Üç ay boyunca benim böyle bir şeyi yaptığımı düşünmedin mi?”
Nilsu hemen başını salladı.
“Hayır.”
“Hiç mi?”
“Bir gün bile.”
Bu cevap beni susturdu.
Nilsu ellerimi tuttu.
“Baba, ben üç yaşından beri seni tanıyorum. Ben ateşlendiğimde sabaha kadar başımda oturan adamın kim olduğunu biliyorum. İlk okul gösterimde ameliyattan çıkar çıkmaz koşarak gelen adamı biliyorum. Üniversite sınavı denemesinden kötü not aldığımda beni azarlamak yerine dondurma yemeye götüren adamı biliyorum.”
Gözlerim dolmuştu.
“O yüzden mi bana söylemedin?”
“Hayır. Sana söylemedim çünkü önce her şeyi kanıtlamak istedim.”
Ayağa kalktı ve çantasından telefonunu çıkardı.
Bana bazı mesajlar gösterdi.
Dayısının eski eşi Nilsu’ya defalarca yazmıştı.
“Baban sandığın adam seni mirasın için aldı.”