"Bir şartım var."
Şevket Bey gülümsedi.
"Söyle bakalım."
"İşten çıkardığımız çalışanların durumunu yeniden değerlendireceğiz. Şirketin toparlanması için emek veren insanların da bu başarıdan pay almasını istiyorum."
Yaşlı adam ayağa kalktı ve elini uzattı.
"Anlaştık, ortağım."
Elini sıktım.
Altı ay sonra şirket yeniden kâra geçmişti. İşten çıkarılan çalışanların büyük bölümünü geri almış, gençlere yönelik bir eğitim ve istihdam programı başlatmıştık.
Ama benim için en güzel gün, annemi şirkete davet ettiğim gündü.
Toplantı salonuna girdiğinde Şevket Bey onu kapıda karşıladı.
Elini tuttu ve herkesin önünde şöyle dedi:
"Yıllar önce bana yeniden başlama fırsatı verdiniz. Bugün kızınız sayesinde aynı fırsatı başkalarına verebiliyoruz."
Annem gözyaşları içinde bana sarıldı.
O an hayatımın en önemli gerçeğini anladım.
Yıllarca başarının yüksek bir maaş, önemli bir unvan veya büyük bir servet anlamına geldiğini düşünmüştüm.
Oysa gerçek başarı, bir insanın size duyduğu güveni boşa çıkarmamak ve size uzatılan eli bir gün başka birine uzatabilmekti.
Şevket Bey beni o gün parkta işten çıkarmamıştı. Bana, hayatım boyunca unutamayacağım bir sorumluluk vermişti. Annemin yıllar önce karşılık beklemeden yaptığı iyilik ise yalnızca bir şirketi değil, yıllar sonra benim geleceğimi de değiştirmişti.

Bunlar da İlginizi Çekebilir