Sonunda Koray valizimi kapıya bıraktı.
“Git o adamın yanına. Bizim artık annemiz değilsin!”
Ağlayarak evden ayrıldım.
Turgut beni görünce hiçbir şey sormadan sarıldı. Küçük evinde bana bir oda hazırladı. Geceleri karnıma elini koyup bebeğimizle konuşuyordu.
Ama içimdeki kırgınlık geçmiyordu.
Bir akşam telefonum çaldı. Arayan Beril’di.
“Anne, evin tapusu hâlâ senin üzerine değil mi?”
Kalbim hızlandı. İlk kez beni aramıştı ve sorduğu tek şey evdi.
“Evet kızım, neden?”
“Koray evi satmak istiyor. Senin imzan gerekiyor.”
“Peki beni merak etmiyor musunuz?”
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Ardından kızımın soğuk sesi duyuldu.
“Anne, duygusallık yapma. İmzayı atacak mısın?”
O gece sabaha kadar ağladım.
Ertesi sabah Turgut’a her şeyi anlattım. Bana tek bir soru sordu:
“Süreyya, hayatın boyunca çocuklarına her şeyini verdin. Peki kendine ne bıraktın?”
Cevap veremedim.
Çünkü kendime hiçbir şey bırakmamıştım.
Birkaç hafta sonra Koray kapımıza geldi. Elinde belgeler vardı. Benden evi satmak için vekâlet vermemi istedi.
“Borçlarım var anne. Bu ev satılmazsa mahvolacağım!”
“Peki ben nerede yaşayacağım oğlum?”
Omuz silkti.
“Turgut’un evi var ya!”
İşte o anda oğlumun beni değil, sahip olduklarımı önemsediğini anladım.
“Evi satmayacağım Koray.”
Yüzü kıpkırmızı oldu.
“Demek bizi o adam için harcıyorsun!”
“Hayır oğlum,” dedim. “Ben ilk kez kendimi harcamıyorum.”
Kapıyı çarpıp gitti.
Hamileliğimin ilerleyen haftalarında tansiyon sorunları başladı. Doktorlar beni daha yakından takip etmeye başladı. Bir gece şiddetli baş ağrısı ve görme bulanıklığı yaşadım.
Turgut hemen ambulans çağırdı.
Hastanede gebeliğe bağlı ciddi bir tansiyon sorunu yaşadığım anlaşıldı. Bebeğin de gelişimi yakından izleniyordu. Doktorlar durumum kötüleşirse erken doğum gerekebileceğini söylediler.
O gece çocuklarıma haber gönderdim.
Koray cevap vermedi.
Beril ise yalnızca, “Şu an gelemem,” yazdı.
Günler sonra durumum ağırlaşınca doktorlar sezaryenle doğum kararı aldı.
Ameliyathaneye götürülürken Turgut’un gözlerinde yaşlar vardı.
“Elimi bırakma,” diye fısıldadım.
“Buradayım Süreyya. Ne olursa olsun buradayım.”
Ameliyat sonrasında gözlerimi yoğun bakımda açtım. Bir süre sonra bebeğimizin prematüre doğduğunu ve yenidoğan yoğun bakımında tedavi gördüğünü öğrendim.
Küçücük kızımın fotoğrafını gösterdiklerinde ağlamaya başladım.
Adını Umay koyduk.
Ama asıl şaşkınlığı hastaneden çıktıktan iki hafta sonra yaşadım.
Kapımız çaldığında karşımda Beril vardı. Gözleri şişmişti.
“Anne, seninle konuşabilir miyim?”
İçeri aldım. Umay’ı kucağımda görünce ağlamaya başladı.
“Ben seni kaybedeceğimizi hiç düşünmemiştim,” dedi. “Hastanede olduğunu duyunca korktum ama gelmeye de utandım.”
Başını öne eğdi.
“Biz seni annemiz olarak sevmek yerine hayatını yönetmeye çalışmışız.”
Sessizce dinledim.
Sonra çantasından bir anahtar çıkardı.
“Koray’la konuştum. Evini boşaltıyoruz. Senin evin, senin hayatın. Artık hiçbir şey istemeyeceğiz.”
Anahtarı masaya bıraktı.
Ona sarılmadım hemen. Çünkü kırılan güven, tek bir özürle onarılamazdı.
“Beril,” dedim, “sizi hâlâ seviyorum. Ama bir daha beni korkutarak, suçlayarak hayatıma yön vermenize izin vermeyeceğim.”
Kızım başını salladı.