Bir yavru kedi miyavlamasına benzeyen ama ondan daha boğuk bir sesti.

Şaşkınlıkla battaniyeyi araladım.

İçinde küçücük, sarı-beyaz tüylü bir köpek yavrusu vardı.

Arka bacaklarından biri sargılıydı. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyor, iri kahverengi gözleri korkuyla bize bakıyordu.

Birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedim.

Sonra Erdal’a döndüm.

“Bu ne?”

Erdal gözlerini yere indirdi.

“Adı Mavi.”

“Adını bile koymuşsun.”

“Ben koymadım.”

Bu cevap içimi daha da ürpertti.

“Kim koydu?”

Erdal ağır ağır başını kaldırdı.

“Babam.”

Bir an ne dediğini anlayamadım.

Erdal’ın babası Süleyman Bey on sekiz yıl önce ölmüştü.

“Ne saçmalıyorsun sen?”

Erdal derin bir nefes aldı.

Sonra çukurun yanına çöktü.

“Bu mezar değil.”

“Peki nedir?”

“Bir kulübenin temeli.”

Bahçenin karanlığına baktım. Kazdığı yer, eski incir ağacının hemen yanındaydı. Çukur geniş ama oldukça sığdı.

Erdal konuşmaya devam etti.

“Üç hafta önce gece vardiyasından dönen komşumuz Orhan beni aradı. Yol kenarında yaralı bir köpek bulmuş. Veterinere götürmek için yardım istedi. Gittim.”

“Bunun babanla ne ilgisi var?”

Erdal’ın gözleri doldu.

“Veteriner köpeğin boynundaki eski tasmanın içine sıkışmış metal bir plaka buldu.”

Pijama cebinden küçük, paslı bir madalyon çıkardı.

Ay ışığında üzerindeki kazımayı zor da olsa okuyabildim.

S.K.

Altında da tek kelime vardı:

Mavi.

Erdal’ın babasının adı Süleyman Karaca’ydı.

Yine de bunun yalnızca bir tesadüf olabileceğini düşündüm.

Erdal madalyonu avucuna aldı.

“Babam gençken Mavi adında bir köpeği olduğunu anlatırdı. Ben çocukken yüzlerce kez dinledim. Bir kamyon çarpmış. Babam onu günlerce aramış ama bulamamış.”

“Erdal, bu köpek babanın köpeği olamaz.”

“Biliyorum.”

Sesinde öyle bir kırgınlık vardı ki öfkem biraz olsun azaldı.

“Peki neden bana söylemedin?”

Erdal cevap vermedi.

“Ve neden ona ‘Baban seni seviyor’ diyorsun?”

İşte o anda yüzündeki ifade değişti.

Utandı.

Başını çevirdi.

“Çünkü kendimi aptal gibi hissediyorum.”

Yanına çömeldim.

“Ne demek bu?”

Erdal bir süre sessiz kaldı.

Sonra otuz bir yıldır bilmediğim bir gerçeği anlatmaya başladı.

Babası öldüğünde Erdal onunla son konuşmalarını kavga ederek geçirmişti.

Süleyman Bey, kalp rahatsızlığı ağırlaşmasına rağmen köydeki evini satmayı reddetmişti. Erdal ise onu bizim yanımıza taşınmaya ikna etmeye çalışmıştı.

Son görüşmelerinde sesini yükseltmiş.

“Bir gün burada tek başına ölüp gideceksin!” demiş.

Babası da telefonu kapatmış

Bunlar da İlginizi Çekebilir