"Figen'im, bir zamanlar altmış yaşına geldiğimizde birbirimizi bulacağımıza söz vermiştik. Ben yıllarca o sözün peşinden gittim. Ama sonunda anladım ki önemli olan birlikte kaç yıl geçirdiğimiz değil, birbirimizin hayatına ne kadar sevgi sığdırdığımızmış."
Mektubun son satırında ise şu sözler yazıyordu:
"Sana kırk bir yıl geç kaldım. Ama ömrümün en güzel günlerini seninle yaşadım."
Bugün hâlâ o küçük evde yaşıyorum.
Her sabah dut ağacının altındaki iki sandalyeden birine oturuyor, diğerine Turgay'ın fotoğrafını koyuyorum.
Oğuz ve çocukları sık sık beni ziyarete geliyor. Artık onların da ailesinden biriyim.
Bazen insanlar altmış yaşında evlenip birkaç ay sonra dul kalmanın büyük bir talihsizlik olduğunu söylüyor.
Onlara hep aynı cevabı veriyorum:
"Ben kırk bir yıl boyunca yaşayamadığım bir aşkın yasını tuttum. Sonra o aşk geri döndü ve bana yeniden yaşamayı öğretti."
Çünkü gerçek sevgi, insanın hayatında kaç yıl kaldığıyla ölçülmez.
Bazen bütün bir ömrün anlamı, sevdiğiniz insanın elini son kez tutarken birbirinize söyleyebildiğiniz iki kelimede saklıdır:
"İyi ki..."

Bunlar da İlginizi Çekebilir