YENİ DOĞAN İKİZLERİMİN İKİSİNDE DE DOWN SENDROMU OLDUĞUNU SÖYLEDİLER, BEN DE ONLARI HASTANEDE BIRAKIP ÇIKTIM — AMA ARABAMA ULAŞAMADAN BİR HEMŞİRE ARKAMDAN KOŞARAK, “BEKLEYİN! BEBEKLERİNİZ HAKKINDA SİZE SÖYLENENLER GERÇEĞİN TAMAMI DEĞİL!” DİYE BAĞIRDI.
Yazar: • 17.09.2026 10:01
“Bebeklerinize yapılan ikinci testin sonucunu kimse size göstermedi. Çünkü o sonuç ortaya çıkarsa, bugün burada yaşananların nedenini açıklamak zorunda kalacaklar…”
Hemşirenin söylediği o sözleri duyunca elimdeki araba anahtarı yere düştü.
“Ne sonucu?” diyebildim.
Sesim kendi kulağıma bile yabancı geliyordu.
Hemşire cevap vermek üzereydi ki hastanenin girişinden bize doğru gelen doktor hızlandı.
“Sevda Hanım!”
İlk kez adımla sesleniyordu.
Yanımdaki hemşirenin yüzündeki korku daha da belirginleşti.
Doktor yanımıza ulaştığında nefes nefeseydi.
“Burada konuşmamamız gerekiyor,” dedi.
Ben geri çekildim.
“Hayır. Tam da burada konuşacağız.”
Eşim Hakan birkaç metre gerimizde durmuştu. Ne zaman peşimden geldiğini fark etmemiştim.
Yüzü solgundu.
Annem de hastanenin kapısında bekliyordu.
Hemşire derin bir nefes aldı.
“İlk değerlendirmede bebeklerde Down sendromu düşündüren bazı fiziksel bulgular görüldü. Ama kesin tanı konmadan önce ileri inceleme yapılması gerekiyordu.”
Doktora döndüm.
“Bana kesinmiş gibi söylediniz.”
Doktor gözlerini kaçırdı.
“İletişim konusunda hata yapılmış olabilir.”
“Hata mı?”
Bağırdığımı sonradan fark ettim.
“Ben çocuklarımı az önce hastanede bıraktım!”
Otoparktaki birkaç kişi bize bakmaya başlamıştı ama umurumda değildi.
Hemşire devam etti.
“İkinci değerlendirmede ilk şüpheyi desteklemeyen bulgular çıktı. Kesin genetik sonuç henüz tamamlanmadı. Ama asıl mesele sadece bu değil.”
Kalbim yeniden hızlandı.
“Daha ne var?”
Hemşirenin bakışları Hakan’a kaydı.
İşte o an içime açıklayamadığım başka bir korku çöktü.
Hakan başını öne eğdi.
“Bana bak,” dedim.
Bakmadı.
“Hakan, bana bak!”
Sonunda gözlerini kaldırdı.
Ve ağlamaya başladı.
“Özür dilerim.”
O iki kelime, başıma gelecek hiçbir şeye beni hazırlamamıştı.
“Neden özür diliyorsun?”
Hakan ellerini yüzüne götürdü.
Doktor araya girmek istedi ama hemşire onu susturdu.
“Bence artık gerçeği bilmesi gerekiyor.”
Sonra bana döndü.
“Eşiniz doğumdan önce hastane yönetimiyle görüşmüş.”
Bir an hiçbir şey anlamadım.
“Neden?”
Hakan titreyen bir sesle konuştu.
“Ben korktum.”
“Korktun mu?”
“İkizlerden… sorumluluktan… maddi durumumuzdan… her şeyden.”
İçimdeki öfke yükseldi.
“Devam et.”
“Doktor ilk şüpheden bahsettiğinde…”
Sustu.
“Devam et!”
“…sana durumun kesinmiş gibi anlatılmasına itiraz etmedim.”
Dizlerimin bağı çözüldü.
Arabanın kapısına tutundum.
“Ne demek itiraz etmedin?”
Hakan ağlıyordu.
“Çünkü senin de benim gibi korkup vazgeçeceğini düşündüm.”
Dünyanın sesi kesildi sanki.
Arabalar geçiyor, insanlar konuşuyor, hastane kapıları açılıp kapanıyordu.
Ama ben yalnızca onun son cümlesini duyuyordum.
“Benden çocuklarımızdan vazgeçmemi mi istedin?”
“Hayır… yani…”
“İstedin.”
Hakan susunca cevabı almış oldum.
Hemşire cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı gorsele do'kunun diger bölüm diger sayfada...