Sıradan bir Perşembe günü aldığım o telefonla dünyam başıma yıkıldı. Kocamın trafik kazası geçirdiğini ve acilen travmatolojiye kaldırıldığını öğrendiğimde nasıl hastaneye yetiştiğimi hatırlamıyordum bile. Odaya girdiğimde onu alçılar içinde görünce şükrettim ama beklediğim sıcaklığı bulamadım. Kocam, yaşadığım korkuyu umursamadan sürekli şikayet ediyor, her şeye sinirleniyordu. O an yan odada bacağı alçılı, kimsesiz yaşlı bir teyze gördüm. Oğlu uzaklardaydı ve kimse onu ziyarete gelmiyordu. İçimdeki acıma duygusuyla ona sıcak bir çorba götürdüm; bakışlarındaki o derin minneti görünce artık ona da bakmaya karar verdim.
Takip eden günlerde her sabah, öğle ve akşam üç öğün yemeğimi hazırlayıp her ikisine de koşturmaya başladım. Kocam ise bu duruma minnet duyacağına daha da öfkeleniyordu. “Neden elin kadınıyla vakit kaybediyorsun? Sadece benimle ilgilenmelisin!” diyerek beni her fırsatta azarlıyordu. Oysa o yaşlı teyze, ona her yardım ettiğimde bana “kızım” diyerek sarılıyor, en küçük bir iyilik için bile dualar ediyordu. Kocamın bencilliği ile bu kadının nezaketi arasındaki uçurum her geçen gün canımı daha çok yakıyordu.
Taburcu olma günü geldiğinde, yaşlı kadın aniden elimi tuttu. Soğuk ama güçlü parmaklarıyla avucumu sıkarak beni kendine doğru çekti. Kulağıma eğilip kısık bir sesle fısıldadıkları karşısında adeta kanım dondu. “Bak kızım,” dedi, “Ben günlerdir burada sizi izliyorum. Sen iki oda arasında perişan olurken, kocan sen kapıdan çıkar çıkmaz genç hemşirelerle şakalaşıp kahkahalar atıyor. Ama sen içeri girdiğinde hemen suratını asıp seni azarlamaya başlıyor.”
Duyduklarım karşısında donup kalmıştım. Yaşlı teyze sözlerine devam etti: “Seven bir adam, sevdiğinin çabasını görmezden gelmez ve onu yalnız bırakmaz. Bu adam senin emeğini bir görev gibi görüyor ve seni aşağılayarak ruhunu tüketiyor. Henüz çok gençsin ve bu hayatı suçluluk duygusu içinde harcamak için fazla iyisin. Bazen bir yabancı, gerçeği her gün yanındaki kişiden daha net görür.” Bu sözler bir tokat gibi yüzüme çarpmıştı.
Hastaneden çıkarken kocamın şikayetlerini artık duymuyordum. O gün o binadan aslında iki kişi taburcu olmuştu. Biri ayağındaki alçıyla çıkan kocam, diğeri ise gözlerindeki perde kalkmış olan bendim. Yaşlı kadının o dürüst uyarısı sayesinde, artık kimin için fedakarlık yapmam gerektiğini çok daha iyi biliyordum. Eve giden yolda artık kendimi yorgun değil, özgür hissediyordum.