Büyük İş Adamı Eve Beklenmedik Bir Anda Döndü — Gördükleri Karşısında Nutku Tutuldu! – Aras, o akşamki yönetim kurulu toplantısını erken bitirip eve dönme kararının hayatının dönüm noktası olacağını asla tahmin edemezdi. İstanbul’un inşaat devlerinden biri olan 45 yaşındaki Aras için son iki yıl, kazandığı ihalelerle değil; oğlu Umut’un yüzünden kaybolan o neşeyi aramakla geçmişti.
O gece, şehrin gürültüsünden uzak, tepedeki sessiz malikânesinin kapısını açtığında, uzun zamandır hasret kaldığı bir sesle duraksadı: Oğlunun o içten, çınlayan kahkahası.
Sese doğru hızla ilerleyip salona girdiğinde gördüğü manzara karşısında adeta olduğu yere çakıldı. Şaşkınlığı öfkeyle karışmıştı:
Sadece iki hafta önce yardımcı olarak işe aldıkları Meryem, yerde, tekerlekli sandalyedeki Umut’un hemen yanında diz çökmüş duruyordu. Geçirdikleri o korkunç kazadan beri hayata küsen ve yürüyemeyen Umut, Meryem ile şakalaşıyor, en pahalı kliniklerde bile atmadığı o neşeli kahkahaları savuruyordu.
“Neler oluyor burada?”
Aras’ın otoriter sesi odada yankılandığında Meryem korkuyla irkildi. 28 yaşındaki genç kadın, titreyen ellerini önlüğüne silerek hızla ayağa kalktı. Bakışlarında hem bir suçluluk hem de tarif edilemez bir inanç vardı.
“Aras Bey… Sandığınız gibi değil, açıklayabilirim,” dedi sesi titreyerek.
Ancak Umut, babasına dönerek heyecanla söze girdi: “Baba! Meryem abla bana memleketindeki çocukların oynadığı bir oyunu ve bazı hareketleri gösteriyordu. Bak, başarabiliyorum!”
Küçük çocuk, büyük bir gayretle sağ ayağını kıpırdatmaya çalıştı. Ve o saniyede, Aras’ın gözleri önünde bir mucize gerçekleşti: Umut’un bacağında, aylardır hiçbir doktorun başaramadığı o küçük ama hayat dolu hareketlenme oldu…
Aras, dizlerinin bağı çözülürken duvara tutundu. “Bu… Bu nasıl mümkün olabilir?” diye fısıldadı.
Meryem derin bir nefes alıp başını dikti: “Efendim, haddimi aştığımı biliyorum. Ama Umut’un her gün o pencereden hüzünle bakmasına kalbim dayanmadı. Memleketimde ebemin bana öğrettiği, unutulmaya yüz tutmuş kadim masaj tekniklerini ve egzersizleri denedik. O, yürüyemez denilen birçok kişiyi bu yolla şifalandırmıştı.”
Aras’ın şaşkınlığı yerini sert bir şüpheye bıraktı: “Yani sen… Ülkenin en iyi nörologlarının, fizik tedavi uzmanlarının çaresiz kaldığı bir durumda, tıp eğitimi almamış bir kadının eski usullerine mi güvenmemi bekliyorsun?”
Meryem’in gözleri doldu, tam arkasını dönüp gidecekti ki Aras, kadının elindeki o eski, yıpranmış defterin arasından düşen fotoğrafı fark etti. Fotoğraftaki yüzü görünce Aras’ın kanı dondu…
Aras’ın titreyen parmakları, parke zemindeki eski, kenarları kıvrılmış fotoğrafa uzandı. Zamanın sararttığı karede, yaşlı bir kadın, yüzünde derin çizgiler ve gözlerinde şefkatli bir ifadeyle, bir zeytin ağacının altında oturuyordu. Aras’ın nefesi boğazında düğümlendi. O yüzü tanıyordu. O bakışları, otuz yıl öncesinin tozlu hatıraları arasından çekip çıkarmak zor olmamıştı.
“Bu fotoğraf…” dedi Aras, sesi beklediğinden daha kısık çıkmıştı. Bakışlarını yavaşça yerden kaldırıp, korkuyla kapı eşiğinde bekleyen Meryem’e dikti. “Bu kadını nereden tanıyorsun?”
Meryem, Aras’ın öfkesinin yerini alan bu tuhaf kırılganlık karşısında şaşırmıştı